Uyuşturucu Etkisi Altında Suç İşlemek Cezayı Ortadan Kaldırır mı?
Uyuşturucu madde kullandıktan sonra işlenen bir suç, failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır mı? Bu soru özellikle kasten yaralama, tehdit, mala zarar verme, yağma, cinsel suçlar ve hatta öldürme suçlarına ilişkin soruşturmalarda sıklıkla gündeme gelmektedir. Kamuoyunda yaygın olan kanaat, uyuşturucu etkisi altında bulunan kişinin yaptığı hareketlerin sonuçlarından sorumlu tutulamayacağı yönündedir. Ancak Türk Ceza Hukuku bakımından durum sanıldığı kadar basit değildir. Hatta çoğu olayda uyuşturucu etkisi altında suç işleyen kişi, tam ceza sorumluluğuna sahip kabul edilmektedir.
Ceza hukukunun temel prensiplerinden biri kusur ilkesidir. Bir kişinin cezalandırılabilmesi için yalnızca hukuka aykırı bir fiil işlemesi yeterli değildir. Aynı zamanda işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine de sahip olması gerekir. Hukuk dilinde bu durum “kusur yeteneği” olarak adlandırılmaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 34. maddesi geçici nedenlerle kusur yeteneğinin ortadan kalkması hâllerini düzenlemektedir. Kanun koyucu burada önemli bir ayrım yapmıştır. Kişinin kendi iradesi dışında maruz kaldığı etkiler ile kendi isteğiyle oluşturduğu durumlar aynı şekilde değerlendirilmemektedir.
Uygulamada en sık karşılaşılan senaryo, kişinin kendi iradesiyle uyuşturucu madde kullanmasıdır. Bir kişi bilerek ve isteyerek uyuşturucu madde almış, sonrasında da suç işlemişse kural olarak ceza sorumluluğu devam etmektedir. Çünkü hukuk düzeni, kişinin kendi eliyle oluşturduğu bilinç kaybını veya davranış kontrolündeki bozulmayı mazeret olarak kabul etmemektedir. Aksi hâlde kişi önce uyuşturucu kullanıp ardından suç işleyerek ceza sorumluluğundan kurtulmaya çalışabilir ve bu durum hukuk düzeninin korumak istediği toplumsal düzeni ciddi şekilde zedeler.
Nitekim TCK m.34/2 açık şekilde; iradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altında suç işleyen kişinin ceza sorumluluğunun devam edeceğini düzenlemiştir. Bu nedenle uygulamada “bonzai içmiştim”, “metamfetamin etkisindeydim”, “uyuşturucu kullandığım için ne yaptığımı hatırlamıyorum” şeklindeki savunmalar tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı da bu yöndedir. Yüksek Mahkeme birçok kararında, kişinin kendi iradesiyle uyuşturucu madde kullanması sonucu ortaya çıkan bilinç değişikliklerinin ceza sorumluluğunu kaldırmayacağını kabul etmektedir. Çünkü burada kusur yeteneğinin ortadan kalkmasına neden olan durum, failin kendi iradesiyle meydana getirdiği bir sonuçtur.
Ancak bu durumun önemli istisnaları da bulunmaktadır. Bir kişinin iradesi dışında uyuşturucu maddeye maruz bırakılması hâlinde değerlendirme değişebilir. Örneğin kişinin bilgisi dışında içeceğine uyuşturucu katılması, zorla uyuşturucu verilmesi veya kandırılarak uyuşturucu kullandırılması gibi durumlarda ortaya çıkan bilinç kaybı farklı değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda kişinin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneği ortadan kalkmışsa ceza sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşılabilir.
Bu noktada en kritik unsur Adli Tıp Kurumu raporları ve uzman hekim değerlendirmeleridir. Çünkü bir kişinin gerçekten uyuşturucu etkisi altında olup olmadığı, bu etkinin hangi seviyede gerçekleştiği ve kusur yeteneğini etkileyip etkilemediği teknik bir meseledir. Mahkemeler bu konuda kendi değerlendirmeleriyle değil, uzman görüşleriyle hareket etmektedir.
Özellikle son yıllarda sentetik uyuşturucuların yaygınlaşmasıyla birlikte uyuşturucu psikozu olarak adlandırılan vakalar daha sık görülmeye başlanmıştır. Bonzai, metamfetamin ve benzeri sentetik maddeler bazı kişilerde geçici psikotik ataklara, halüsinasyonlara ve gerçeklik algısının ciddi şekilde bozulmasına neden olabilmektedir. Bu tür durumlarda kişinin ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususu doğrudan tıbbi değerlendirmeye bağlıdır.
Ancak burada da önemli bir ayrım bulunmaktadır. Her psikoz iddiası ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Mahkeme önüne gelen birçok dosyada sanıkların “ne yaptığımı hatırlamıyorum”, “kendimde değildim”, “bilincim kapalıydı” şeklindeki savunmalarının Adli Tıp Kurumu raporlarıyla doğrulanamadığı görülmektedir. Bu nedenle yalnızca sanığın beyanı yeterli kabul edilmez. İddianın bilimsel verilerle desteklenmesi gerekir.
Ceza hukukunda akıl hastalığı ile uyuşturucu etkisi altında bulunma hâli de birbirinden farklı kavramlardır. Türk Ceza Kanunu’nun 32. maddesi akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneğinin ortadan kalkmasını düzenlerken, 34. madde geçici nedenleri düzenlemektedir. Dolayısıyla her uyuşturucu etkisi altında bulunma hâli akıl hastalığı olarak değerlendirilemez. Ancak bazı durumlarda yoğun uyuşturucu kullanımı sonucunda kalıcı psikiyatrik rahatsızlıkların ortaya çıkması ve kişinin akıl hastalığı düzeyinde etkilenmesi de mümkündür. Böyle durumlarda değerlendirme TCK m.32 kapsamında yapılabilmektedir.
Uygulamada özellikle kasten öldürme ve kasten yaralama dosyalarında sanıkların uyuşturucu etkisi altında oldukları yönünde savunmalar yaptıkları görülmektedir. Ancak Yargıtay, yalnızca uyuşturucu kullanılmış olmasını ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak kabul etmemektedir. Yüksek Mahkeme’nin yaklaşımına göre önemli olan, uyuşturucunun kişinin algılama ve irade yeteneğini hangi ölçüde etkilediğinin bilimsel olarak ortaya konulmasıdır.
Bir başka yanlış inanış da uyuşturucu kullanan kişinin otomatik olarak indirim alacağı düşüncesidir. Türk Ceza Kanunu’nda böyle bir düzenleme bulunmamaktadır. Hatta bazı durumlarda uyuşturucu kullanımı suçun işleniş şekliyle birlikte değerlendirildiğinde sanık lehine değil, aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle uyuşturucu etkisi altında bulunmak tek başına ceza indirimi sebebi değildir.
Özellikle gençler arasında yaygın olan “uyuşturucu etkisindeydim, ceza almam” düşüncesi hukuken doğru değildir. Kanun koyucu bilinçli şekilde alınan uyuşturucu maddenin sonuçlarından kişinin sorumlu olacağını açıkça düzenlemiştir. Bu nedenle iradi şekilde kullanılan uyuşturucu nedeniyle ortaya çıkan davranışların hukuki sonuçlarından kaçınmak çoğu durumda mümkün değildir.
Sonuç olarak uyuşturucu etkisi altında suç işlemek her zaman ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine Türk Ceza Kanunu’nun genel yaklaşımı, kendi isteğiyle uyuşturucu kullanan kişinin sonuçlarına da katlanması gerektiği yönündedir. Ceza sorumluluğunu etkileyebilecek istisnai durumlar ise ancak irade dışı uyuşturucu kullanımı, ağır psikiyatrik etkiler veya bilimsel raporlarla ortaya konulabilen kusur yeteneği kayıplarında gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle “uyuşturucunun etkisindeydim” savunması tek başına cezasızlık sağlayan sihirli bir formül değildir. Her olay kendi koşulları içerisinde değerlendirilmekte, nihai karar ise çoğu zaman Adli Tıp Kurumu raporları ve dosyadaki diğer deliller ışığında verilmektedir.

