Telefon
WhatsApp
İnstagram

Telefonunuzdaki Özel Fotoğrafları Eski Sevgiliniz Yaydı: Silmek Yetiyor mu, Hapis Cezası Var mı?

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

Telefonunuzdaki Özel Fotoğrafları Eski Sevgiliniz Yaydı: Silmek Yetiyor mu, Hapis Cezası Var mı?

Telefonunuzdaki Özel Fotoğrafları Eski Sevgiliniz Yaydı: Silmek Yetiyor mu, Hapis Cezası Var mı?

49 Görüntüleme 06 Ekim 2026, 10:17

Bir ilişkinin devam ettiği dönemde tarafların birbirlerine özel fotoğraf veya video göndermesi, bu görüntülerin ilişki sona erdikten sonra üçüncü kişilere gönderilebileceği, sosyal medyada yayımlanabileceği veya tehdit aracı olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. Fotoğrafı çeken kişi siz olsanız, görüntüyü kendi rızanızla karşı tarafa göndermiş olsanız ve görüntü ilişkiniz sırasında hukuka uygun biçimde elde edilmiş olsa bile, daha sonra sizin rızanız olmadan başkalarına gösterilmesi veya internette yayımlanması ayrı bir hukuki fiildir. Türk Ceza Kanunu bakımından bu tür olayların merkezinde çoğu zaman özel hayatın gizliliğini ihlal suçu bulunmaktadır.

TCK m.134/2’ye göre kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı biçimde ifşa eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Kanun ayrıca görüntü veya seslerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezayı öngörmektedir. Elektronik kitle iletişim araçlarının da basın ve yayın kavramı içinde değerlendirilmesi nedeniyle bir özel fotoğrafın sosyal medya hesabında, internet sitesinde veya geniş bir dijital ortamda yayımlanması bu hüküm kapsamında değerlendirilebilir.

Buradaki en önemli kelime “ifşa”dır. Bir görüntünün ifşa edilmesi için milyonlarca kişinin görmesi gerekmez. Yargıtay uygulamasında, içeriği öğrenme yetkisi bulunmayan bir veya birden fazla kişinin bilgisine sunulması da ifşa kavramı içinde değerlendirilebilmektedir. Dolayısıyla eski sevgilinizin özel fotoğrafınızı yalnızca Instagram’a koyması değil, arkadaş grubuna göndermesi, aile bireylerinize yollaması veya başka kişilerin görmesini sağlaması da somut olayın özelliklerine göre suç oluşturabilir. Yargıtay, özel hayat görüntüsünün rıza dışında başkalarının bilgisine sunulmasını TCK m.134/2 kapsamında ele almaktadır.

“Fotoğrafı ben kendim göndermiştim, o hâlde paylaşabilir mi?” sorusunun cevabı nettir: Hayır. Bir kişiye görüntünün verilmesine rıza göstermek, bu görüntünün herkese açıklanmasına rıza göstermek değildir. Rıza belirli bir amaç ve belirli kişiler bakımından değerlendirilir. Sevgiliye gönderilmiş özel fotoğrafın, ilişki sona erdikten sonra üçüncü kişilere dağıtılması için ayrıca rıza bulunduğu kabul edilemez.

Bu konuda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2019/2958 E., 2020/5691 K. sayılı kararı oldukça açıklayıcıdır. Karara konu olayda sanık, mağdurla arkadaşlık ilişkisi devam ederken onun bilgisi dâhilinde çekilmiş özel fotoğrafları, ilişki sona erdikten sonra mağdurun rızası dışında Facebook’ta yayımlamıştır. Yargıtay, bu eylemin TCK m.134/2 kapsamında görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Yani görüntünün başlangıçta rızayla çekilmiş olması, sonradan rıza dışı yayımı hukuka uygun hâle getirmemektedir.

Benzer biçimde Yargıtay’ın başka kararlarında, mağdurun ilişki sırasında gönderdiği yarı çıplak görüntülerin ilişki bittikten sonra onun adına açılan sahte sosyal medya hesabında yayımlanması özel hayatın gizliliğini ihlal kapsamında değerlendirilmiştir. Yargıtay, kişinin cinsel ve fiziksel mahremiyetine ilişkin fotoğrafların internet ortamında yayımlanmasının mağdur açısından beklenebilir bir davranış sayılamayacağını ve bu tür görüntülerin paylaşılmasının ciddi bir özel hayat ihlali oluşturduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Burada “Fotoğrafta yüzüm görünmüyor” düşüncesi de her zaman koruma sağlamaz. Görüntünün kime ait olduğunun başka unsurlardan anlaşılabilmesi, paylaşımı yapan kişinin görüntüyü belirli bir kişinin fotoğrafı olarak sunması veya mağdurun vücudu, dövmesi, bulunduğu ortam ya da başka özellikler nedeniyle teşhis edilebilir olması hâlinde özel hayat ihlali yine gündeme gelebilir. Önemli olan yalnızca yüzün görünmesi değil, görüntünün özel hayat alanına ait olması ve rıza dışında başkalarının bilgisine sunulmasıdır.

Aynı şekilde “Herkese açık paylaşmadım, yalnızca annesine gönderdim” savunması da otomatik olarak sonucu değiştirmez. Özel görüntünün içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan üçüncü kişiye aktarılması ifşa olarak değerlendirilebilir. Yani suçun oluşması için paylaşımın mutlaka viral olması gerekmez.

Özel fotoğrafın ilk kez gizlice çekilmiş olması hâlinde ise başka bir suç biçimi gündeme gelebilir. TCK m.134/1, kişinin özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesini bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlamakta; ihlal görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle gerçekleşmişse verilecek cezanın bir kat artırılmasını öngörmektedir. Bu nedenle kişi hem habersiz biçimde mahrem görüntünüzü çekmiş hem de daha sonra bunu yayımlamışsa kayıt ve ifşa fiilleri ayrı ayrı hukuki değerlendirmeye konu olabilir.

Ancak bu dosyalarda suç vasfı otomatik olarak TCK m.136’daki “kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu değildir. Yargıtay, kişinin özel hayatına ilişkin görüntü ve seslerinin aynı zamanda kişisel veri niteliği taşıyabilmesine rağmen, özel hayat görüntülerinin rıza dışında kaydedilmesi veya ifşa edilmesi bakımından özel hüküm niteliğindeki TCK m.134’ün uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla her olayda “KVKK suçu” veya “kişisel veri suçu” denilerek TCK m.136’ya gidilmesi doğru değildir; eylemin niteliği önemlidir.

Bununla birlikte özel fotoğraf veya videonun yanında telefon numarası, adres, kimlik bilgileri, sağlık bilgileri veya başka kişisel veriler de yayımlanmışsa TCK’nın kişisel verilere ilişkin hükümleri ayrıca gündeme gelebilir. Tek bir paylaşım içinde birden fazla hukuki değer ihlal edilebilir ve somut olayda hangi suçların oluştuğu ayrıca değerlendirilmelidir.

Bir başka sık karşılaşılan durum, fotoğrafın henüz yayımlanmamış olması ancak kişinin “Bana dönmezsen görüntülerini ailene yollarım”, “Benden ayrılırsan bunları internete koyarım” veya “Para göndermezsen videoları paylaşırım” şeklinde tehditte bulunmasıdır. Böyle bir durumda görüntüler gerçekten yayımlanmamış olsa bile olay yalnızca “özel hayat” başlığıyla sınırlı kalmayabilir. İstenen davranışın ve kullanılan baskının niteliğine göre şantaj veya tehdit suçları da gündeme gelebilir. Nitekim Yargıtay dosyalarında özel görüntülerin kullanıldığı baskı olaylarının şantaj, tehdit ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarıyla birlikte değerlendirildiği görülmektedir.

Bu nedenle mağdurun “Fotoğrafı henüz yayınlamadı, savcılığa gidemez miyim?” diye düşünmemesi gerekir. Yayma tehdidinin kendisi de hukuken ayrıca önem taşıyabilir. Özellikle para, cinsel birliktelik, ilişkiye devam etme veya başka bir davranış karşılığında görüntüyü yayınlamama teklif ediliyorsa deliller derhâl korunmalıdır.

Peki ilk yapılması gereken şey nedir?

En önemli aşamalardan biri delilin kaybolmasını önlemektir. Paylaşımın ekran görüntüsü alınmalı, kullanıcı adı, profil adresi, mesajın tarih ve saati, paylaşım URL’si ve mümkünse içeriğin kimlere gönderildiğini gösteren bilgiler kaydedilmelidir. Yalnızca fotoğrafın kendisini kaydetmek çoğu zaman yeterli değildir; paylaşımı kimin yaptığı ve nerede yayımlandığı da ispat edilmelidir.

Sosyal medya hikâyeleri kısa sürede silinebildiği için, hukuki başvuru yapılmadan önce paylaşımın teknik olarak belgelenmesi önemlidir. Ekran kaydı, platform bildirimleri, mesaj zincirleri ve URL bilgileri birlikte saklanabilir. Somut olayın önemine göre noter tespiti veya mahkemeden delil tespiti gibi yöntemler de değerlendirilebilir.

Ancak delil toplarken görüntüyü gereksiz biçimde başka kişilere göndermekten kaçınılmalıdır. “Bakın bana ne yaptı” diyerek özel görüntünün onlarca kişiye yeniden iletilmesi hem mağduriyetin büyümesine hem de ileride delilin kaynağı konusunda karmaşa çıkmasına yol açabilir. Gereken kadar ve hukuki sürecin ihtiyaç duyduğu ölçüde kayıt tutulmalıdır.

İçeriğin silinmesi için yalnızca paylaşımı yapan kişiye mesaj atmakla yetinmek de risklidir. Kişi gönderisini silebilir ancak başka hesaplara yüklenmiş kopyalar devam edebilir. Bu nedenle platformun kendi şikâyet ve mahremiyet mekanizmaları aynı anda kullanılmalı, varsa içeriği yeniden paylaşan hesaplar ayrı ayrı kaydedilmelidir.

Türkiye’de özel hayatın gizliliğini ihlal eden internet içeriği bakımından 5651 sayılı Kanun’un 9/A maddesi özel bir hızlı müdahale yolu düzenlemektedir. Güncel düzenlemeye göre internet yayın içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ileri süren kişi Başkanlığa doğrudan başvurarak ilgili içeriğe erişimin engellenmesini talep edebilir. Başvuruda ihlale neden olan yayının tam URL’si, hakkın hangi yönlerden ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayan bilgiler bulunmalıdır.

Bu mekanizmanın en önemli tarafı hızdır. Başkanlık talebi Erişim Sağlayıcıları Birliğine bildirir ve erişim sağlayıcıların tedbiri derhâl, en geç dört saat içinde yerine getirmesi öngörülmüştür. Ancak başvuruyu yapan kişi, talepte bulunduğu andan itibaren 24 saat içinde talebini sulh ceza hâkiminin kararına sunmalıdır. Hâkim de özel hayatın ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek kararını en geç 48 saat içinde açıklar; aksi hâlde geçici tedbir kendiliğinden kalkar.

Bu yol, özellikle mahrem fotoğraf veya videonun internette hızla yayılmasını önlemek açısından çok önemlidir. Çünkü klasik tazminat davasının aylar veya yıllar sonra sonuçlanması, internette dolaşıma giren görüntünün yaratacağı zararı engellemeye yetmez. Böyle durumlarda ilk hedef çoğu zaman önce içeriğin erişilebilirliğini mümkün olduğunca hızlı azaltmak, ardından ceza ve tazminat yollarını yürütmektir.

5651 m.9/A bakımından önemli bir güncel ayrıntı da şudur: Kişilik hakları için geçmişte sık kullanılan 5651 m.9, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Buna karşılık özel hayatın gizliliğine ilişkin m.9/A bugün yürürlüktedir ve 2026 yılında da değiştirilerek uygulanmaya devam etmektedir. Bu nedenle güncel başvuruda doğru hukuki dayanağın seçilmesi gerekir.

Ceza soruşturması için Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa başvurulabilir. TCK m.134 kapsamındaki özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, TCK m.139 gereğince şikâyete bağlı suçlar arasındadır. Bu nedenle mağdurun şikâyet hakkını zamanında kullanması önemlidir. TCK m.73’teki genel sisteme göre şikâyet süresi, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren kural olarak altı aydır.

Bu altı aylık süre özellikle “Nasıl olsa görüntü internette duruyor, istediğim zaman şikâyet ederim” düşüncesi nedeniyle kaçırılabilir. Şikâyete bağlı suçlarda süre konusu dosyanın en başında kontrol edilmelidir. Görüntünün farklı tarihlerde yeniden paylaşılması veya başka fiillerin bulunması hâlinde değerlendirme ayrıca yapılabilir; ancak mağdurun beklemek yerine hızlı hareket etmesi en güvenli yoldur.

Savcılık soruşturmasında paylaşımı yapan hesabın kime ait olduğu, IP ve bağlantı kayıtları, sosyal medya hesabına ilişkin bilgiler, mesaj içerikleri, cihaz incelemeleri ve tarafların ifadeleri önem taşıyabilir. Fail sahte hesap kullanmış olsa bile “hesap sahte, bulunamaz” şeklinde kesin bir sonuç çıkarılmamalıdır. Teknik kayıtlar ve diğer deliller üzerinden hesabı kullanan kişinin tespitine çalışılabilir.

Fotoğraf WhatsApp veya Telegram gibi mesajlaşma uygulamalarında paylaşılmışsa ekran görüntüleri, mesajın göndericisi, grup bilgileri ve teslim tarihleri önemlidir. Grup yöneticiliği veya grupta bulunmak tek başına otomatik ceza sorumluluğu doğurmaz; fakat görüntüyü kimin gönderdiği, yeniden kimlerin yaydığı ve hangi kastla hareket edildiği ayrı ayrı araştırılır.

İçeriği ilk kez yayımlayan kişi kadar, görüntüyü bilerek başka kişilere gönderen kişiler de somut olayın koşullarına göre sorumlulukla karşılaşabilir. “Ben çekmedim, bana geldi ben de arkadaşlara attım” savunması her zaman kişiyi sorumluluktan kurtarmaz. TCK m.134/2’nin odağı görüntünün hukuka aykırı ifşasıdır; görüntüyü ilk kimin çektiğinden ziyade rıza dışında başkalarının bilgisine sunulması önem taşır.

Bu noktada mağdurun ilişki sırasında görüntüye rıza göstermiş olması tekrar vurgulanmalıdır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2020/5691 sayılı kararında mağdurun bilgisi dâhilinde çekilmiş görüntünün ilişki sonrası rıza dışında sosyal medyada yayımlanması suç olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla “Kendi isteğiyle göndermişti” cümlesi, yayma eylemini hukuka uygun hâle getirmez.

Paylaşımın ardından görüntüyü silmek de suçu otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Eğer ifşa tamamlanmışsa sonradan gönderiyi kaldırmak, fiilin hiç gerçekleşmediği anlamına gelmez. Silme davranışı somut olayda failin tutumu veya cezanın bireyselleştirilmesi açısından değerlendirilebilir; fakat “Sildim, artık suç yok” şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır.

Aynı şekilde mağdurun daha önce görüntüyü belirli bir kişiye gönderdiğini kabul etmesi de failin başkalarına yayma eylemini meşrulaştırmaz. Kişinin kendi mahremiyet alanını kiminle paylaşacağına karar verme hakkı özel hayatın korunmasının temel unsurlarından biridir.

Ceza hukuku dışında kişilik haklarının korunması da gündeme gelir. Türk Medeni Kanunu m.24’e göre kişilik hakkına hukuka aykırı biçimde saldırılan kişi hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Rıza, üstün özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetki bulunmadıkça kişilik hakkına yapılan saldırı hukuka aykırıdır. Özel ve cinsel içerikli görüntünün rıza dışında yayımlanması bu korumanın en güçlü biçimde gündeme geldiği olaylardan biridir.

TMK m.25 kapsamında saldırının önlenmesi, devam eden saldırının durdurulması ve etkileri sürüyorsa hukuka aykırılığın tespiti gibi talepler gündeme gelebilir. Ayrıca saldırı nedeniyle maddi zarar doğmuşsa maddi tazminat, kişinin ruhsal ve sosyal bütünlüğünde zarar meydana gelmişse manevi tazminat talep edilebilir. Yargıtay’ın 2026 tarihli kararlarında da TMK m.24-25 ile TBK m.58’in kişilik hakkı ihlallerinde birlikte uygulanabilecek koruma mekanizmaları olduğu açıkça vurgulanmaktadır.

TBK m.58’e göre kişilik hakkı zedelenen kişi, uğradığı manevi zarar karşılığında uygun miktarda manevi tazminat isteyebilir. Hâkim ayrıca olayın özelliklerine göre başka giderim yollarına da karar verebilir. Bu nedenle eski sevgilinin mahrem görüntüleri yayması yalnızca ceza davasına konu olmakla kalmaz; şartları oluştuğunda ayrıca ciddi bir manevi tazminat sorumluluğuna yol açabilir.

Manevi tazminatın miktarı için kanunda “fotoğraf başına şu kadar” veya “sosyal medya paylaşımında şu tutar” şeklinde sabit tarife bulunmaz. Hâkim saldırının ağırlığını, görüntünün niteliğini, kaç kişiye ulaştığını, paylaşımın devam edip etmediğini, tarafların durumunu, mağdur üzerindeki etkileri ve olayın diğer özelliklerini birlikte değerlendirir.

Örneğin özel görüntünün yalnızca bir kişiye gönderilmesiyle mağdurun adı kullanılarak sahte hesap açılıp fotoğrafların yüzlerce kişiye yayımlanması aynı ağırlıkta değerlendirilmeyebilir. Aynı şekilde görüntünün cinsel mahremiyete ilişkin olması, kişinin ailesine ve iş çevresine özellikle gönderilmesi veya failin mağduru küçük düşürme amacıyla sistematik biçimde hareket etmesi ihlalin ağırlığını artırabilir.

İş kaybı, psikolojik tedavi gideri, taşınma veya başka somut ekonomik zararlar doğmuşsa bunların ayrıca belgelenmesi önemlidir. Manevi zarar ile maddi zarar birbirinden farklıdır ve somut olayda ikisi birden talep konusu olabilir.

Özel görüntüler mağdurun işyerine gönderilmiş ve işini kaybetmesine neden olmuşsa işten ayrılış süreci, yazışmalar ve gelir kaybı belgelenmelidir. Tedavi alınmışsa sağlık belgeleri saklanabilir. Bu kayıtlar hem ceza dosyasında olayın etkisini gösterebilir hem tazminat davasında önem taşıyabilir.

Fail görüntüyü yayımladıktan sonra “şikâyetini geri çekersen kaldırırım” diyorsa dikkatli olunmalıdır. TCK m.134 şikâyete bağlıdır ve şikâyetten vazgeçmenin ceza davası üzerinde sonuçları olabilir. Yargıtay’ın 2025 tarihli kararlarında da özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda şikâyetten vazgeçme nedeniyle davanın düşebileceği açıkça görülmektedir. Bu nedenle şikâyetten vazgeçme kararı, görüntünün silineceği yönündeki sözlü bir vaade güvenilerek verilmemelidir.

Özellikle failin “Ben sildim” demesi yeterli güvence değildir. İçerik başka hesaplar tarafından kopyalanmış olabilir, bulut sisteminde saklanabilir veya farklı kişilere daha önce gönderilmiş olabilir. Hukuki süreçte içeriğin hangi platformlarda yayımlandığı ve yayılımın ne ölçüde durdurulabildiği ayrı ayrı takip edilmelidir.

Özel fotoğrafın arama motorlarında görünmesi hâlinde de yalnızca kaynak hesabı kapatmak yeterli olmayabilir. Arama sonucu, önbellek veya başka sitelerde yeniden yayımlanmış içerikler için ayrıca başvuru yapılması gerekebilir. 5651 m.9/A URL bazlı müdahale öngördüğü için, ihlale neden olan her URL’nin doğru biçimde tespit edilmesi pratik açıdan çok önemlidir.

Görüntü yurt dışı kaynaklı bir platformda bulunuyorsa da “Türkiye’de hiçbir şey yapılamaz” sonucu çıkarılmamalıdır. Platformun kendi mahremiyet/izinsiz özel görüntü politikaları kullanılabilir, 5651 kapsamında erişim tedbiri istenebilir ve fail Türkiye’deyse ceza soruşturması yürütülebilir. Ancak platformun bulunduğu ülke ve teknik altyapı, içeriğin tamamen kaldırılmasının ne kadar hızlı olacağını etkileyebilir.

Görüntünün yapay zekâyla oluşturulmuş olması hâlinde hukuki değerlendirme ayrıca yapılmalıdır. Gerçek bir özel fotoğraf yerine kişinin yüzü kullanılarak sahte çıplak veya cinsel içerikli görüntü hazırlanmışsa klasik TCK m.134 değerlendirmesindeki “kişinin özel hayatına ait gerçek görüntü” unsuru ayrıca tartışılabilir. Buna rağmen kişilik hakkı, görüntü hakkı, tehdit, şantaj, hakaret veya başka suç ve tazminat hükümleri olayın özelliklerine göre gündeme gelebilir. Bu nedenle deepfake olaylarının gerçek mahrem görüntü ifşasıyla birebir aynı hükme tabi olduğu varsayılmamalıdır.

Mağdur çocuksa durum çok daha ağırdır. Çocuğa ait çıplak veya cinsel içerikli görüntünün ele geçirilmesi veya yayımlanması yalnızca TCK m.134 bakımından değil, görüntünün niteliğine göre müstehcenlik suçları bakımından da değerlendirilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 12 Mart 2026 tarihli kararında, mağdur çocuğun çıplak fotoğraflarının sosyal medyada ifşa edildiği olayda TCK m.226 kapsamındaki müstehcenlik hükümlerinin de değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bu yüzden çocuklara ilişkin görüntülerde dosya, yetişkinler arasındaki eski sevgili fotoğrafı olayından çok daha farklı ve ağır bir ceza hukuku rejimine girebilir.

Özel görüntülerin yayılmasında mağdurun en sık yaptığı hatalardan biri, utanç veya çevresinin öğrenmesinden korktuğu için haftalarca hiçbir işlem yapmamaktır. Oysa dijital içerik ne kadar uzun süre erişilebilir kalırsa kopyalanma ihtimali o kadar artar. İlk saatlerde platform başvurusu, 5651 m.9/A süreci, delillerin korunması ve ceza şikâyetinin planlanması son derece değerlidir.

Bir diğer hata ise faille uzun süre pazarlık yapmaktır. “Sil, şikâyetçi olmayacağım” biçimindeki görüşmeler bazen failin içeriği daha fazla kişiye göndermesine veya delilleri silmesine neden olabilir. İletişimin sürdürülüp sürdürülmeyeceği somut olaya göre değerlendirilmelidir; ancak mevcut tehdit ve paylaşımlar önce güvenli biçimde kaydedilmelidir.

Failin telefonuna veya sosyal medya hesabına hukuka aykırı biçimde girerek delil toplamaya çalışmak da doğru yöntem değildir. Mağdurun kendi hesabındaki mesaj ve paylaşımları kaydetmesi ile failin hesabının şifresini kırarak veri elde etmesi aynı şey değildir. Hukuki süreci güçlendirmek isterken ayrıca yeni bir hukuki sorun yaratılmamalıdır.

Kısacası böyle bir olayda üç ayrı hedef birlikte düşünülmelidir: İçeriğin yayılmasını mümkün olduğunca hızlı durdurmak, suç delillerini kaybetmeden ceza soruşturmasını başlatmak ve kişilik hakkı ihlali nedeniyle doğmuş zararları gidermek.

Sonuç olarak eski sevgilinizin elinde bulunan özel fotoğrafları ilişki sırasında kendi rızanızla çekmiş veya göndermiş olmanız, bu görüntülerin üçüncü kişilere yayılmasına izin verdiğiniz anlamına gelmez. Yargıtay’ın açık uygulamasına göre, ilişki sırasında rıza dâhilinde elde edilmiş mahrem fotoğrafların daha sonra rıza dışında sosyal medyada paylaşılması TCK m.134/2 kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir ve kanundaki yaptırım iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır.

Paylaşım sonradan silinse bile tamamlanmış ifşa fiili ortadan kalkmaz. Bunun yanında internet içeriği için 5651 m.9/A kapsamında hızlı erişim engelleme mekanizması, ceza şikâyeti ve TMK m.24-25 ile TBK m.58 kapsamında kişilik hakkının korunması ve manevi tazminat yolları birlikte kullanılabilir. En önemli husus, mağdurun görüntüyü yeniden yaymadan URL, hesap, tarih, mesaj ve paylaşımı yapan kişiyi gösteren delilleri hızlı biçimde koruması ve şikâyet süresini kaçırmamasıdır.

🔍 Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hukuki sorularınızın yanıtlarını aramak için aşağıdaki formu kullanın

Popüler Arama Konuları

En çok aranan hukuki konularımıza göz atın: