Telefon
WhatsApp
İnstagram

Süresiz Nafaka Kaldırılıyor: Mevcut Nafakalar Ne Olacak, Artık Kaç Yıl Ödenecek?

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

Süresiz Nafaka Kaldırılıyor: Mevcut Nafakalar Ne Olacak, Artık Kaç Yıl Ödenecek?

Süresiz Nafaka Kaldırılıyor: Mevcut Nafakalar Ne Olacak, Artık Kaç Yıl Ödenecek?

87 Görüntüleme 02 Ekim 2026, 12:11

Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Ancak burada ilk ve en önemli düzeltmeyi yapmak gerekir: Yoksulluk nafakası bugün itibarıyla tamamen kaldırılmış değildir. İptal kararı 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek; bu tarihe kadar mevcut düzenleme uygulanmaya devam edecektir.

Dolayısıyla sosyal medyada kullanılan “süresiz nafaka bitti”, “artık kimse süresiz nafaka ödemeyecek” veya “mevcut nafakalar otomatik olarak kalktı” şeklindeki ifadeler hukuken doğru değildir. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği şey yoksulluk nafakasının kendisi değil, TMK m.175/1’deki “süresiz olarak” ibaresidir. Yoksulluk nafakası kurumu varlığını sürdürmektedir; tartışma artık bu nafakanın hangi koşullarda ne kadar süreyle devam edeceğinin kanun koyucu tarafından yeniden düzenlenmesi üzerindedir.

Türk Medeni Kanunu’nun mevcut 175. maddesi, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilmesini düzenlemektedir. Nafaka borçlusunun ayrıca kusurlu olması aranmaz. Yani yoksulluk nafakası, boşanmada kusurlu eşin diğer eşe ödediği bir “ceza” değildir; boşanma sonrasında ekonomik olarak yoksulluğa düşecek eşin asgari yaşam gereksinimlerini belirli ölçüde karşılamayı hedefleyen aile hukuku kurumudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da yoksulluk nafakasının amacının nafaka alacaklısını zenginleştirmek değil, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesini önlemek olduğu vurgulanmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli kararındaki temel problem ise yoksulluk nafakasının varlığı değildir. Mahkemenin itiraz ettiği nokta, kanunun hâkime süre bakımından yeterli bir değerlendirme alanı bırakmaksızın nafakanın “süresiz olarak” istenebilmesine imkân vermesidir. Mahkeme, boşanmaya neden olan olaylarda nafaka alacaklısının daha ağır kusurlu olmaması hâlinde belirli ölçüde ekonomik destek sağlanmasının meşru olduğunu açıkça kabul etmiş, ancak bu yükümlülüğün hiçbir objektif kriter olmaksızın ömür boyu devam edebilmesinin nafaka borçlusu bakımından ağır sonuçlar doğurabileceğini değerlendirmiştir.

AYM kararının en dikkat çekici yönü, yeni sistemin nasıl kurulması gerektiğine ilişkin çizdiği çerçevedir. Mahkemeye göre hâkimin yoksulluk nafakasının süresini belirlerken evliliğin süresini, nafaka alacaklısının yaşını, eğitim durumunu, sağlık durumunu, ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesini ve somut olayın diğer özelliklerini değerlendirebilmesi gerekir. Mahkeme ayrıca bazı istisnai olaylarda yaşam boyu nafakanın hâlâ mümkün olabileceğini de açıkça dışlamamıştır; tam tersine, böyle hâller için kanunda açık ve öngörülebilir kriterlerin bulunması gerektiğini belirtmiştir.

Bu nedenle kararın sonucu “bundan sonra nafaka en fazla beş yıl olacak” veya “nafaka evlilik süresi kadar ödenecek” değildir. Anayasa Mahkemesi herhangi bir üç yıl, beş yıl, on yıl veya evlilik süresine bağlı matematiksel formül belirlememiştir. Zaten Anayasa’nın 153. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi iptal kararı verirken kanun koyucu gibi hareket ederek yeni bir sistem kuramaz. İptal kararının yürürlüğünün dokuz ay ertelenmesinin temel nedeni de TBMM’ye yeni ve öngörülebilir bir düzenleme yapması için süre tanınmasıdır.

Bugün itibarıyla, yani karar henüz yürürlüğe girmemişken açılan boşanma davalarında hâkimler mevcut TMK m.175 hükmünü uygulamaya devam edecektir. 30 Haziran 2027’ye kadar “süresiz olarak” ibaresi kanun metninde hukuki sonuç doğurmaya devam eder. Mahkemenin iptal kararı Resmî Gazete’de yayımlanmış olsa da yürürlük tarihi özellikle ertelenmiştir. Bu nedenle yalnızca AYM kararına dayanarak bugün görülmekte olan her boşanma davasında “artık süreli nafaka verilmek zorunda” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.

Peki 30 Haziran 2027’den sonra ne olacak? Bu sorunun bugün kesin cevabı yoktur. Bunun nedeni, yeni kanuni düzenlemenin henüz mevcut olmamasıdır. TBMM iptal kararının oluşturacağı hukuki boşluğu dolduracak yeni bir sistem kabul edebilir ve bu düzenlemede hem nafaka süresinin belirlenmesine ilişkin kriterler hem de geçiş hükümleri yer alabilir. Anayasa’nın 153. maddesi de iptal hükmünün yürürlüğünün ertelendiği durumlarda TBMM’nin oluşacak hukuki boşluğu öncelikle gidermesini öngörmektedir.

Bu yüzden bugün yapılabilecek en büyük hata, henüz çıkarılmamış kanunun içeriğini olmuş gibi anlatmaktır. “İki yıllık evlilikte iki yıl nafaka”, “on yıllık evlilikte beş yıl nafaka” veya “çalışabilecek eş en fazla üç yıl nafaka alacak” gibi formüller şu anda yürürlükte olan hukuk değildir. Anayasa Mahkemesinin kararında da böyle bir matematik bulunmamaktadır.

Mevcut nafakalar bakımından ise en çok sorulan soru şudur: “Ben yıllardır nafaka ödüyorum, AYM kararı yayımlandı, artık ödemeyi bırakabilir miyim?” Cevap nettir: Hayır. Mevcut mahkeme kararına dayanılarak ödenen yoksulluk nafakası, Anayasa Mahkemesinin bu kararı nedeniyle kendiliğinden sona ermez. Anayasa m.153 uyarınca iptal kararları geriye yürümez. Ayrıca kesinleşmiş nafaka ilamını sona erdiren yeni bir düzenleme bugün itibarıyla mevcut değildir. Nafaka borçlusunun tek taraflı olarak ödeme yapmayı bırakması, birikmiş nafaka alacağı ve icra takibiyle karşılaşmasına neden olabilir.

Burada mevcut nafaka kararları ile gelecekte verilecek kararların birbirinden ayrılması gerekir. Kesinleşmiş bir boşanma kararıyla nafaka bağlanmışsa, karar yürürlükte olduğu sürece nafaka borcu da devam eder. Bunun değişmesi için mevcut kanundaki sona erme veya değiştirme sebeplerinden birinin oluşması, mahkeme kararı alınması veya gelecekte çıkarılacak kanunun mevcut dosyalara ilişkin özel bir geçiş hükmü getirmesi gerekir. Bugün hiç kimse gelecekteki kanunun kesinleşmiş nafakalara nasıl uygulanacağını hukuken kesin biçimde söyleyemez.

Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi hâlen yoksulluk nafakasının sona erme ve değiştirilme sebeplerini açık biçimde düzenlemektedir. İrat biçiminde ödenen yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden sona erer. Nafaka alacaklısının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılması mümkündür. Ayrıca tarafların ekonomik durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde nafakanın artırılması veya azaltılması talep edilebilir.

Bu nedenle AYM kararı çıkmadan önce de yoksulluk nafakası mutlak anlamda “ömür boyu ve hiçbir şekilde değiştirilemez” bir ödeme değildi. Nafaka alacaklısı ekonomik olarak kendi yaşamını sürdürebilecek düzeye gelir, yüksek gelir elde etmeye başlar veya kanunda belirtilen diğer kaldırma şartları gerçekleşirse nafaka kaldırılabiliyordu. Aynı şekilde nafaka borçlusunun ekonomik koşullarında ağır değişiklik olması hâlinde de nafakanın azaltılması veya bazı durumlarda tamamen kaldırılması gündeme gelebiliyordu. Yargıtay uygulaması da TMK m.176 çerçevesindeki bu denetimi uzun süredir kabul etmektedir.

Anayasa Mahkemesinin yeni kararı ise mevcut bu sonradan kaldırma sisteminden farklı bir soruna müdahale etmektedir: Nafakanın daha ilk hüküm anında süre bakımından nasıl belirleneceği. Eski sistemde mahkemeler kuralı çoğunlukla süresiz nafaka şeklinde uygularken, AYM yeni yasal sistemde hâkimin daha baştan somut olayın şartlarına göre süre değerlendirmesi yapabilmesini istemektedir.

Örneğin altı ay süren, tarafların çok genç olduğu, nafaka talep eden eşin yüksek eğitim sahibi ve çalışma kapasitesinin bulunduğu bir evlilik ile otuz yıl süren, nafaka talep eden eşin tüm çalışma hayatını aile ve çocuk bakımına ayırdığı, ileri yaşta ve sağlık sorunları bulunduğu bir evlilik aynı şekilde değerlendirilmek zorunda değildir. AYM’nin kararındaki yaklaşım tam olarak bu farklılıkları görünür hâle getirmeyi amaçlamaktadır.

Bu çerçevede yeni kanunda evlilik süresinin önemli bir kriter olması mümkündür; ancak tek kriter olması gerektiğini AYM söylememiştir. Nafaka alacaklısının çalışma gücü, eğitim düzeyi, meslek edinme olanağı, yaşı, sağlık durumu, çocuk bakım yükümlülükleri ve boşanma sonrası gerçek ekonomik kapasitesi birlikte değerlendirilebilir. Bu nedenle yeni sistemin yalnızca “kaç yıl evli kaldınız?” sorusuna indirgenmesi AYM kararının gerekçesiyle de uyumlu değildir.

Özellikle çocuk bakımının etkisi önemlidir. Boşanmadan sonra müşterek çocukların fiilî bakımını üstlenen eşin tam zamanlı çalışması, mesleğe yeniden dönmesi veya ekonomik bağımsızlık kazanması bazı olaylarda oldukça zor olabilir. Böyle bir durumda nafakanın süresi belirlenirken yalnızca evlilik süresine bakılması gerçek ekonomik tabloyu yansıtmayabilir. AYM’nin “somut olayın özel şartları” vurgusu bu nedenle önemlidir.

Karar kadın veya erkek ayrımı da yapmamaktadır. Türk Medeni Kanunu m.175 cinsiyet bakımından nötrdür. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen ve kusuru diğer taraftan daha ağır olmayan erkek eş de şartları oluştuğunda yoksulluk nafakası talep edebilir. Kamuoyunda yoksulluk nafakasının yalnızca erkeğin kadına ödediği bir ödeme gibi algılanması hukuken doğru değildir.

Bir başka önemli konu ise iştirak nafakasıdır. AYM’nin 2026 tarihli kararı çocuk için ödenen iştirak nafakasına ilişkin değildir. İptal edilen hüküm yalnızca TMK m.175’teki yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” talep edilmesine ilişkin ibaredir. Çocuğun bakım, eğitim ve yaşam giderlerine katkı amacıyla ödenen iştirak nafakası ayrı bir hukuki kurumdur. Bu nedenle “süresiz nafaka kalktı, çocuk nafakası da kalkacak” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.

Aynı şekilde boşanma davası devam ederken eş veya çocuk lehine verilen tedbir nafakası da bu iptal kararının doğrudan konusu değildir. Tedbir nafakası, dava sürecinde tarafların ve çocukların ekonomik ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçlayan geçici bir korumadır. Yoksulluk nafakası ise boşanma kararının kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkindir.

Mevcut nafaka borçları bakımından da önemli bir ayrım yapılmalıdır. AYM kararı gelecekte yeni bir sistem kurulmasına yol açacak olsa dahi geçmişte ödenmemiş ve birikmiş nafaka borçlarının otomatik olarak silindiğini söylemek mümkün değildir. Birikmiş nafaka alacağı mevcut ilama ve doğmuş alacağa dayanır. Gelecekte çıkarılacak kanunda aksi yönde özel bir geçiş hükmü bulunup bulunmayacağı ise kanun yayımlanmadan bilinemez.

Peki halen nafaka ödeyen kişi bugün ne yapabilir? Eğer TMK m.176’daki şartlar oluşmuşsa, örneğin nafaka alacaklısının yoksulluğu fiilen ortadan kalkmışsa, ciddi ve sürekli gelir elde etmeye başlamışsa veya fiilen evliymiş gibi başka biriyle yaşamaya başlamışsa, yalnızca AYM kararına değil mevcut kanundaki kaldırma sebeplerine dayanılarak nafakanın kaldırılması davası açılabilir. Ekonomik koşulların önemli ölçüde değişmesi hâlinde ise nafakanın azaltılması da istenebilir.

Ancak yalnızca “AYM süresiz nafakayı iptal etti” cümlesi bugün tek başına mevcut nafakanın kaldırılması için yeterli bir hukuki neden değildir. İptal kararı henüz yürürlüğe girmemiştir ve mevcut nafaka hükmünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Devam eden boşanma davalarında ise zamanlama daha karmaşıktır. Bir dosya 30 Haziran 2027’den önce sonuçlanabilir veya bu tarihten sonra devam edebilir. Bunun yanında TBMM’nin o tarihten önce çıkaracağı yeni kanun, devam eden dosyalara ilişkin özel geçiş hükümleri koyabilir. Bu nedenle bugün devam eden her dosya için “kesinlikle eski sistem” veya “kesinlikle yeni sistem” şeklinde tek bir cevap vermek doğru değildir. Dava sonuçlanırken yürürlükte bulunan mevzuat ve varsa geçiş hükümleri ayrıca incelenmelidir.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararını neden dokuz ay ertelediği de bu açıdan önemlidir. Mahkeme, “süresiz olarak” ibaresinin hemen ortadan kalkmasının yoksulluk nafakasının süresinin nasıl belirleneceği konusunda kanuni boşluk yaratabileceğini dikkate almış ve yasama organına yeni düzenleme yapması için süre bırakmıştır. Bu, Mahkemenin yoksulluk nafakasını gereksiz gördüğü anlamına değil; nafakanın daha dengeli, öngörülebilir ve somut olaya göre belirlenen bir sistem içinde düzenlenmesi gerektiğini düşündüğü anlamına gelmektedir.

AYM kararının nafaka alacaklısı açısından da önemli bir tarafı vardır. Karar yalnızca nafaka borçlusunu koruyan bir düzenleme istememektedir. Mahkeme, bazı olaylarda nafaka alacaklısının koşullarının yaşam boyu nafakayı gerektirebileceğini açıkça kabul etmektedir. Ancak bunun otomatik değil, kanunda tanımlanan kriterlerle ve somut olayın şartlarına göre belirlenmesini istemektedir.

Örneğin çok uzun süreli bir evlilikten sonra ileri yaşta boşanan, mesleki deneyimi bulunmayan, sağlık sorunları nedeniyle çalışması mümkün olmayan ve kendi gelirini yaratma kapasitesi bulunmayan eş bakımından uzun süreli veya yaşam boyu nafaka hâlen yeni düzenlemede öngörülebilecek seçeneklerden biridir. Buna karşılık kısa süreli evlilikte genç ve çalışma kapasitesi yüksek bir eş bakımından mahkemenin belirli süreli ekonomik geçiş desteğine hükmetmesi mümkün hâle getirilebilir. Fakat bunlar AYM’nin çizdiği anayasal çerçeveden çıkan olasılıklardır; henüz yürürlükte bir yeni kanun değildir.

Yeni düzenlemede en kritik sorunlardan biri de süre sona erdiğinde nafaka alacaklısının hâlâ kendi geçimini sağlayamaması durumunda ne yapılacağı olacaktır. AYM gerekçesinde nafaka süresinin gerekli hâllerde uzatılabilmesini ve yaşam boyu nafakayı gerektiren durumların açık kriterlerle düzenlenmesini mümkün görmektedir. Dolayısıyla yeni sistemin tamamen katı bir “süre bitti, ne olursa olsun nafaka sona erer” modeli olmak zorunda olmadığı anlaşılmaktadır.

Karar aynı zamanda aile mahkemelerinde sosyal ve ekonomik durum araştırmasının önemini artıracaktır. Nafaka süresi artık ayrıca belirlenecekse tarafların yalnızca aylık maaşlarının değil, mesleki kapasitelerinin, yaşlarının, sağlık durumlarının, eğitimlerinin, çocuk bakım yüklerinin ve gelecekte gelir elde etme ihtimallerinin daha kapsamlı araştırılması gerekebilir.

Bu noktada “çalışmıyor” ile “çalışamaz” arasındaki fark özellikle önemli olacaktır. Nafaka isteyen kişinin fiilen işsiz olması tek başına ekonomik bağımsızlık kapasitesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Aynı şekilde üniversite mezunu olmak da otomatik biçimde kısa süreli nafaka sonucunu doğurmaz. İş piyasası, yaş, mesleki ara, sağlık, çocukların bakım ihtiyacı ve geçmiş çalışma deneyimi birlikte değerlendirilmelidir.

Benzer biçimde nafaka borçlusunun yalnızca bordrodaki maaşına bakılması da her zaman yeterli olmayacaktır. Malvarlığı, düzenli ek gelirler, kira gelirleri, ekonomik yaşam standardı ve diğer yükümlülükler nafakanın miktarı ve gelecekte muhtemelen süresi bakımından önem taşıyabilir.

Yoksulluk nafakasıyla maddi ve manevi tazminatın da birbirine karıştırılmaması gerekir. Nafaka, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme riskine yönelik ayrı bir kurumdur. Maddi ve manevi tazminat ise boşanmada kusur ve uğranılan zarar üzerinden farklı koşullara bağlıdır. “Nafaka süreli olacaksa tazminat da süreli olur” şeklinde bir bağlantı yoktur.

Kararın boşanma protokollerine etkisi de ayrıca önemlidir. Anlaşmalı boşanmalarda taraflar yoksulluk nafakası konusunda belirli anlaşmalar yapabilmektedir. Yeni kanun yürürlüğe girdikten sonra tarafların süre, artış, sona erme ve ödeme biçimi konusundaki anlaşmalarının yeni emredici düzenlemeler karşısındaki durumu ayrıca değerlendirilecektir. Bugün itibarıyla ise mevcut protokoller ve kesinleşmiş kararlar kendiliğinden hükümsüz hâle gelmiş değildir.

Nafaka artırım davaları bakımından da mevcut sistem şimdilik devam etmektedir. Tarafların ekonomik koşullarının değişmesi, enflasyon, nafaka alacaklısının ihtiyaçlarının artması veya nafaka borçlusunun gelirinin değişmesi hâlinde TMK m.176 uyarınca artırım ya da indirim davası açılabilir. AYM’nin süreye ilişkin iptal kararı bu mekanizmayı ortadan kaldırmamıştır.

Kararın en önemli sonucu, uzun yıllardır hukuk ve kamuoyu gündeminde olan “süresiz nafaka” tartışmasının artık yalnızca siyasi veya akademik bir tartışma olmaktan çıkmış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, mevcut kanun metninin bu hâliyle 30 Haziran 2027’den sonra uygulanamayacağına karar vermiştir. Bundan sonraki süreçte yeni sistemin çerçevesi TBMM tarafından çizilecektir.

Yeni kanun çıkana kadar dikkat edilmesi gereken beş temel nokta vardır: Yoksulluk nafakası bugün kaldırılmamıştır, mevcut nafakalar kendiliğinden sona ermemiştir, iştirak ve tedbir nafakası AYM kararının konusu değildir, AYM belirli bir yıl sınırı koymamıştır ve yeni sistemin kesin kuralları henüz belli değildir.

Sonuç olarak 30 Eylül 2026 tarihli karar, “nafaka artık yok” kararı değildir. Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasının otomatik olarak süresiz kurulmasına imkân veren kanuni ifadeyi iptal etmiştir. İptal hükmü 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek ve o tarihe kadar mevcut düzenleme uygulanmaya devam edecektir.

Mevcut nafaka borçlularının yalnızca bu karara dayanarak ödemeyi durdurması hukuken son derece risklidir. Nafaka halen yürürlükteki mahkeme kararına göre ödenmelidir. Kaldırma veya azaltma şartları mevcutsa TMK m.176 çerçevesinde ayrıca dava açılabilir. Gelecekteki nafakaların süresini ise AYM değil, Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu anayasal çerçeveye uygun şekilde çıkarılacak yeni kanun ve bu kanunu uygulayacak aile mahkemeleri belirleyecektir.

🔍 Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hukuki sorularınızın yanıtlarını aramak için aşağıdaki formu kullanın

Popüler Arama Konuları

En çok aranan hukuki konularımıza göz atın: