Telefon
WhatsApp
İnstagram

Sosyal Medya Hesabınızdan Suç İşlendi: Hesap Sizin Ama Paylaşımı Siz Yapmadıysanız Ceza Alır mısınız?

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

Sosyal Medya Hesabınızdan Suç İşlendi: Hesap Sizin Ama Paylaşımı Siz Yapmadıysanız Ceza Alır mısınız?

Sosyal Medya Hesabınızdan Suç İşlendi: Hesap Sizin Ama Paylaşımı Siz Yapmadıysanız Ceza Alır mısınız?

16 Görüntüleme 24 Ekim 2026, 18:33

Sosyal medya hesabınız üzerinden bir kişiye hakaret edildiğini, tehdit içerikli mesajlar gönderildiğini veya hukuka aykırı paylaşımlar yapıldığını öğrendiniz. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada hesabın sizin adınıza kayıtlı olduğu belirlendi ve hakkınızda şüpheli sıfatıyla işlem başlatıldı. Ancak söz konusu paylaşımları siz yapmadınız. Hesabınız başka biri tarafından ele geçirilmiş, şifreniz üçüncü bir kişiyle paylaşılmış veya adınız ve fotoğraflarınız kullanılarak sahte bir profil oluşturulmuş olabilir. Böyle bir durumda ceza sorumluluğu yalnızca sosyal medya hesabının kime ait olduğuna bakılarak belirlenebilir mi? IP adresinin tespit edilmesi paylaşımı yapan kişinin kimliğini ispatlamaya yeter mi? Hesabın ele geçirildiği iddiası hangi delillerle araştırılmalıdır? Özellikle Yargıtay'ın 2025 ve 2026 yıllarında verdiği kararlar, dijital delillerin değerlendirilmesi ve sosyal medya hesabının sanıkla ilişkilendirilmesi bakımından son derece önemli hukuki ilkeler ortaya koymaktadır.

Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesinde düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, sosyal medya üzerinden işlendiği iddia edilen suçların değerlendirilmesinde temel hareket noktasıdır. Anılan hükme göre ceza sorumluluğu şahsidir ve kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Bu düzenleme, Anayasa'nın 38. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle birlikte ele alındığında, kişinin adını taşıyan veya onun kimlik bilgileriyle ilişkilendirilen bir sosyal medya hesabından suç teşkil eden paylaşım yapılmasının tek başına mahkûmiyet için yeterli olmayacağını göstermektedir. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için paylaşımın sanık tarafından gerçekleştirildiğinin veya sanığın suç oluşturan eyleme kanunda öngörülen iştirak biçimlerinden biriyle katıldığının hukuka uygun delillerle ortaya konulması zorunludur.

Sosyal medya hesabının aidiyetiyle paylaşımı gerçekleştiren kişinin kimliği birbirinden farklı ispat konularıdır. Bir hesabın belirli kişinin telefon numarasıyla açılmış olması, e-posta adresinin o kişiye ait bulunması veya profilinde kişinin fotoğrafının kullanılması, hesabın o kişiyle bağlantısını gösterebilir. Ancak bu bağlantı her durumda suç konusu paylaşımın da aynı kişi tarafından yapıldığını ispatlamaz. Hesabın birden fazla cihazda açık olması, şifresinin başka kişilerce bilinmesi, hesabın ele geçirilmesi veya kişinin kimlik bilgileri kullanılarak sahte hesap oluşturulması ihtimalleri ayrıca araştırılmalıdır. Dolayısıyla ceza soruşturmasının konusu yalnızca hesabın kime ait olduğu değil, suç tarihinde hesabı fiilen kimin kullandığıdır.

Bu ayrımın güncel Yargıtay uygulamasındaki en açık örneklerinden biri, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 20.01.2026 tarihli, 2023/10855 E., 2026/1883 K. sayılı kararıdır. Karara konu uyuşmazlıkta sanık, bir sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlar nedeniyle mahkûm edilmiş; ancak hesabın kendisine ait olmadığını ve paylaşımlardan birinin yapıldığı tarihte cezaevinde bulunduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay, hesabın aidiyeti ve kullanımına ilişkin teknik araştırmalar tamamlanmadan hüküm kurulmasını eksik inceleme olarak değerlendirmiştir. Özellikle kullanılan cihazların, e-posta hesaplarının, IP adreslerinin, internet servis sağlayıcısı kayıtlarının ve diğer dijital verilerin araştırılması gerektiğine işaret edilmiştir.

Anılan karar, hesap aidiyetinin yalnızca açık kaynak araştırma raporuyla belirlenemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir. Kolluk tarafından hazırlanan bir raporda hesabın belirli kişiye ait olabileceğinin ifade edilmesi ile hesabın suç tarihinde o kişi tarafından kullanıldığının kesin biçimde tespit edilmesi aynı şey değildir. İhtimale dayanan teknik değerlendirmeler başka delillerle desteklenmedikçe mahkûmiyetin dayanağı hâline getirilemez. Mahkemenin, sanığın hesabı kullanmadığına ilişkin somut savunmasını araştırması ve bu savunmanın doğruluğunu etkileyebilecek dijital verileri toplaması gerekir.

Sosyal medya suçlarında sık kullanılan delillerden biri IP adresidir. IP adresi, internet bağlantısının teknik olarak ilişkilendirildiği ağ adresini gösterir. Bununla birlikte bir IP adresinin belirli internet aboneliğine tahsis edilmiş olması, o aboneliğin sahibinin suç konusu işlemi bizzat gerçekleştirdiğini her durumda kanıtlamaz. Evde birden fazla kişinin aynı kablosuz ağı kullanması, işyerindeki ortak internet bağlantıları, internet kafeler, mobil veri paylaşımı ve dinamik IP tahsisleri bu değerlendirmenin neden teknik inceleme gerektirdiğini göstermektedir.

Özellikle aynı genel IP adresinin birden fazla kullanıcı tarafından paylaşılabildiği bağlantılarda tarih, saat ve gerektiğinde kaynak port bilgisi belirleyici olabilir. Ancak bu kayıtlarla internet aboneliği tespit edilse bile suç konusu paylaşımın hangi cihazdan ve hangi kullanıcı tarafından gerçekleştirildiği sorunu devam edebilir. Bu nedenle IP tespiti ile fail tespiti birbirine eşitlenemez. İnternet bağlantısının sanığa ait olması önemli bir delildir; fakat bağlantının sanığa ait olması ile paylaşımın sanık tarafından yapılması arasında ayrıca ispatlanması gereken bir ilişki bulunmaktadır.

Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05.10.2022 tarihli, 2022/5072 E., 2022/6245 K. sayılı kararında, sanığın belirli zamanlarda internete bağlanmış olmasının başka bir kişiye ait Facebook hesabına hukuka aykırı müdahaleyi mutlaka kendisinin gerçekleştirdiğini göstermeyeceği değerlendirilmiştir. Kararda internet kafedeki bilgisayarda soruşturmayla bağlantılı dosya, belge veya log kaydına rastlanmaması ve diğer delillerin de sanığın eylemini kesin biçimde ortaya koymaması dikkate alınmıştır. Böylece internet bağlantısının varlığı ile suçun failinin belirlenmesi arasındaki ayrım vurgulanmıştır.

Bu tür dosyalarda cihaz incelemesi de tek başına mekanik bir işlem olarak görülmemelidir. Telefon veya bilgisayarda ilgili sosyal medya uygulamasının yüklü olması, hesaba daha önce giriş yapılmış bulunması veya hesabın tarayıcı geçmişinde görünmesi her durumda suç konusu paylaşımın sanık tarafından yapıldığını göstermez. İnceleme, suç tarihindeki aktif oturumları, cihaz kimliklerini, hesap girişlerini, uygulama verilerini ve bunların paylaşımın gerçekleştiği zaman dilimiyle ilişkisini ortaya koyabilecek nitelikte olmalıdır. Elde edilen teknik bulgular, dosyadaki diğer maddi delillerle birlikte değerlendirilmelidir.

Örneğin sanığa ait telefonda Instagram uygulamasının kurulu olduğu tespit edilmiş olabilir. Ancak dava konusu paylaşımın hangi hesaptan yapıldığı, ilgili hesabın o tarihte telefonda aktif olup olmadığı ve paylaşımı gerçekleştiren oturumun hangi cihazla ilişkili bulunduğu belirlenmeden yalnızca uygulamanın varlığından suçun failine ulaşılamaz. Aynı şekilde cihazda hesabın açık bulunması, başka kişilerin cihaza erişim imkânı olduğu savunmasının araştırılmasına engel değildir.

Hesabın başka kişiler tarafından ele geçirilmiş olması ihtimali, sosyal medya dosyalarında özellikle araştırılması gereken savunmalardandır. Günümüzde sosyal medya hesapları oltalama bağlantıları, ele geçirilen şifreler, zararlı yazılımlar veya farklı dijital yöntemlerle sahibinin bilgisi dışında kullanılabilmektedir. Böyle bir olayda hesap başlangıçta sanığa ait olabilir; ancak suç konusu paylaşımın yapıldığı tarihte hesabın kontrolü başka kişiye geçmiş olabilir. Bu nedenle hesabın kayıtlı sahibinin tespit edilmesi soruşturmanın sonu değil, failin belirlenmesine yönelik araştırmanın başlangıcıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 01.06.2026 tarihli, 2024/7008 E., 2026/10129 K. sayılı kararına ilişkin yayımlanan değerlendirmede de sanığın hesabının ele geçirildiğini ileri sürmesi ve şifre yenileme bildirimlerine ilişkin kayıtlar sunması karşısında, teknik araştırmadaki çelişkiler giderilmeden mahkûmiyet kurulmasının hukuka aykırı bulunduğu aktarılmaktadır. Bu yaklaşım, hesap ele geçirilmesi savunmasının yalnızca soyut bir iddia olarak değil, araştırılması gereken somut bir maddi olay olarak değerlendirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.

Bununla birlikte sanığın yalnızca “Hesabım çalındı” demesi de bütün soruşturmayı kendiliğinden sona erdirmez. Hesap kurtarma e-postaları, şifre değişikliği bildirimleri, olağan dışı giriş uyarıları, farklı cihazlardan yapılan oturumlar, hesap sahibinin platforma ilettiği şikâyetler ve ele geçirilme olayının zamanlaması birlikte incelenebilir. Hesabın gerçekten ele geçirilip geçirilmediği, hangi tarihte ele geçirildiği ve şüpheli işlemin bu dönem içinde gerçekleşip gerçekleşmediği önem taşır. Savunmanın doğrulanması veya çürütülmesi, mümkün olan teknik delillerin elde edilmesiyle sağlanmalıdır.

Sahte sosyal medya hesaplarında ise ispat sorunu daha farklıdır. Bir kişinin adını, soyadını, fotoğrafını ve diğer kimlik bilgilerini kullanan üçüncü kişi, gerçek hesap sahibinin hiçbir bilgisi olmaksızın yeni bir profil oluşturabilir. Böyle bir durumda hesapta bulunan fotoğrafın sanığa ait olması, paylaşımın da o kişi tarafından gerçekleştirildiğini göstermez. Aksine fotoğrafın başkaları tarafından kolaylıkla erişilebilecek bir kaynaktan alınmış olması, sahte hesap oluşturulduğu ihtimalini güçlendirebilir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 08.05.2023 tarihli, 2023/16 E., 2023/1484 K. sayılı kararında, bir kişinin adına sahte Facebook hesabı oluşturularak fotoğraflarının cinsel içerikli ifadelerle paylaşılması iddiası değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesi, hesabın sanıklar tarafından açıldığına ilişkin her türlü şüpheden uzak kesin, inandırıcı ve teknik delil elde edilemediğinden beraat kararı vermiştir. Yargıtay da beraat hükmünü onamıştır. Bu karar, sahte sosyal medya hesabının kime ait olduğunun varsayıma değil somut delillere dayanması gerektiğini göstermektedir.

Bunun karşısında sahte hesap kullanılması, faili her durumda ceza sorumluluğundan kurtarmaz. Hesabın başka bir kişinin kimlik bilgileri kullanılarak açıldığı ve bunu yapan kişinin teknik veya başka delillerle tespit edildiği durumlarda, somut fiilin niteliğine göre kişisel verilerin hukuka aykırı kullanılması, hakaret, tehdit veya özel hayatın gizliliğini ihlal gibi suçlar gündeme gelebilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2024 ve 2025 yıllarında kamuoyuna yansıyan kararlarında, başka kişilerin fotoğraf ve kimlik bilgileriyle sahte sosyal medya hesapları oluşturulması nedeniyle verilen mahkûmiyet hükümlerinin onandığı görülmektedir. Dolayısıyla hukuk düzeninin koruduğu husus sahte hesabın kendisi değil, suçun gerçekten kim tarafından işlendiğinin doğru biçimde belirlenmesidir.

Bu mesele, sosyal medya hesabının aile bireyleri veya iş arkadaşları tarafından ortak kullanıldığı durumlarda da önemlidir. Bir işletmenin sosyal medya hesabına beş farklı çalışan erişiyor olabilir. Aynı şekilde kişisel hesaba eşin, kardeşin veya arkadaşın giriş yapmasına izin verilmiş olabilir. Böyle bir durumda suç oluşturan paylaşımın hangi kullanıcı tarafından yapıldığının belirlenmesi gerekir. Hesap üzerinde yönetici veya sahip sıfatının bulunması, başka kişinin gerçekleştirdiği suçtan dolayı otomatik ceza sorumluluğu doğurmaz. Bununla birlikte hesap sahibinin paylaşımın yapılmasını bizzat istemesi, yönlendirmesi veya bilerek iştirak etmesi hâlinde değerlendirme değişebilir.

Burada TCK'nın iştirak hükümleri ile yalnızca hesap sahibi olma durumunun birbirine karıştırılmaması gerekir. TCK m.37 kapsamında müşterek faillikten söz edilebilmesi için suçun kanuni tanımındaki fiilin birlikte gerçekleştirilmesi; diğer iştirak biçimlerinde ise azmettirme veya yardım etmeye ilişkin şartların oluşması gerekir. Bir kişinin sosyal medya hesabının başkası tarafından kullanılmış olması, hesap sahibini kendiliğinden müşterek fail hâline getirmez. Ancak kişinin suç konusu paylaşım için bilerek hesabını tahsis etmesi, paylaşım metnini hazırlaması veya fiile bilinçli katkı sağlaması durumunda iştirak hükümleri somut olayın özelliklerine göre gündeme gelebilir.

Dijital delillerin hukuki değerlendirmesinde bir başka önemli konu, delilin elde edilme yöntemidir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesinin ikinci fıkrası gereğince yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Bu ilke uyarınca sosyal medya paylaşımının ekran görüntüsü, açık kaynak araştırma raporu, telefon inceleme tutanağı veya hesap erişim kaydı gibi delillerin yalnızca içerikleri değil, elde edilme biçimleri de incelenmelidir. Özellikle elkonulan cihazlar üzerinde gerçekleştirilen dijital arama ve kopyalama işlemlerinin kanuni koşullara uygun olup olmadığı araştırılmalıdır.

Ekran görüntüsü, sosyal medya suçlarında sıklıkla kullanılan delillerden biri olmakla birlikte her durumda paylaşımın gerçekliğini ve failini kesin biçimde ortaya koymaz. Görüntünün kırpılmış olması, kullanıcı adının sonradan değiştirilmesi, sahte profil oluşturulması veya içeriğin dijital yöntemlerle değiştirilmesi mümkündür. Bu nedenle ekran görüntüsünün yanında paylaşımın URL adresi, kullanıcı kimliği, tarih ve saat bilgisi, platform kayıtları ve diğer doğrulayıcı unsurlar da araştırılmalıdır. Paylaşımın gerçekten gerçekleştiği kabul edilse bile onu kimin yaptığı ayrıca ispatlanmalıdır.

Öte yandan ekran görüntüsünün tek başına bulunması her dosyada delilin değersiz olduğu anlamına da gelmez. Paylaşım sanık tarafından kabul edilmiş, karşı tarafın cihazındaki kayıtlarla doğrulanmış veya başka bağımsız delillerle desteklenmiş olabilir. Delilin yeterliliği, somut suçlama ve dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirilir. Burada temel ölçüt herhangi bir teknik delil türünün mutlak biçimde üstün kabul edilmesi değil, delillerin bütününün suçun sanık tarafından işlendiğini her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya koyup koymadığıdır.

Özellikle sosyal medya platformlarının yurt dışında bulunması nedeniyle hesap giriş bilgilerine ulaşılmasının güçleştiği dosyalarda, araştırma yükümlülüğü ile ispat standardı birbirine karıştırılmamalıdır. Platformdan bilgi alınamaması, sanığın otomatik beraatini gerektirmediği gibi, teknik kayda ulaşılamamış olması nedeniyle sanığın suçlu kabul edilmesini de haklı kılmaz. Mümkün olan diğer deliller araştırılır; gerekli hâllerde uluslararası adli yardımlaşma yolları değerlendirilir. Ancak nihayetinde suçun sanık tarafından işlendiği ispatlanamıyorsa belirsizliğin sonuçları sanık aleyhine yüklenemez.

Bu noktada Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 04.05.2026 tarihli, 2024/12203 E., 2026/8217 K. sayılı kararı özellikle önemlidir. Kararda sanığın, sosyal medya hesabının kendisi tarafından açılmadığını ve adına hesaplar oluşturularak paylaşım yapıldığını ileri sürmesi değerlendirilmiştir. Hesabın sahte olarak oluşturulmuş, başkaları tarafından ele geçirilmiş veya kişinin rızası dışında kullanılmış olabileceği ihtimalleri karşısında suçun sanık tarafından işlendiği sabit görülmemiş; verilen beraat kararı Yargıtay tarafından onanmıştır.

Bu kararın önemi, sanığın savunmasının mutlaka doğru olduğunun kabul edilmesinde değil, savunmayı çürüten yeterli delil bulunmadıkça mahkûmiyet kurulamayacağının vurgulanmasındadır. Ceza yargılamasında sanık, masumiyetini ispatlamak zorunda değildir. İsnat edilen suçun unsurlarının ve failinin ispatı iddia makamının görevidir. Sanığın lehine olan delillerin araştırılması da maddi gerçeğe ulaşılması bakımından zorunludur. Nitekim CMK m.160/2, Cumhuriyet savcısına şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü yüklemektedir.

Bir sosyal medya hesabından hakaret içerikli paylaşım yapılması nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan kişinin savunması bu çerçevede değerlendirilmelidir. Öncelikle paylaşımın yapıldığı hesabın gerçekten kendisine ait olup olmadığı belirlenmeli; hesap ona aitse paylaşım tarihinde hesabın kontrolünün kimde bulunduğu araştırılmalıdır. Ardından olayın niteliğine göre paylaşımın gerçekleştirildiği cihaz, internet bağlantısı, aktif oturumlar ve varsa hesabın başkalarının kullanımına açılmış olması incelenmelidir. Bu araştırmalar yapılmaksızın yalnızca profil fotoğrafından veya telefon numarasından hareketle failin belirlenmesi, eksik inceleme ve hatalı mahkûmiyet riski yaratır.

Aynı zamanda kişinin sosyal medya hesabının ele geçirildiğini fark ettiği anda gerçekleştirdiği işlemler de delil niteliği taşıyabilir. Platforma yapılan hesap kurtarma başvuruları, şifre değişikliği e-postaları, bilinmeyen cihaz giriş uyarıları, hesap güvenliği bildirimleri ve kişinin olayı öğrendiği tarihte yaptığı şikâyetler, hesabın üçüncü kişilerce kullanılması ihtimalinin araştırılmasında önemlidir. Bu belgeler tek başına hesabın kesinlikle çalındığını ispatlamayabilir; ancak savunmayı destekleyen ve değerlendirilmesi gereken maddi verilerdir.

Bununla birlikte hesap sahibinin şifresini korumamış olması veya hesabına başkasının erişmesine izin vermesi, üçüncü kişinin işlediği kasıtlı suçtan dolayı kendiliğinden ceza sorumluluğu doğurmaz. Hesap güvenliğinin ihmal edilmiş olması ile hakaret, tehdit veya başka bir suçun kasıtlı biçimde işlenmesi farklı hukuki sorunlardır. Suçun ilgili kanun maddesinde taksirli biçimi ayrıca düzenlenmedikçe yalnızca dikkatsizlikten hareketle kasıtlı suç nedeniyle mahkûmiyet kurulamaz.

Sosyal medya hesabının ele geçirilmesi durumunda, hesabı hukuka aykırı olarak ele geçiren kişinin kendi eylemleri de bağımsız suçlar oluşturabilir. Başkasının şifresini izinsiz kullanarak hesabına girilmesi TCK m.243 kapsamında bilişim sistemine hukuka aykırı girme suçunu; sistemdeki verilerin değiştirilmesi veya silinmesi şartları oluştuğunda TCK m.244 kapsamındaki fiilleri gündeme getirebilir. Hesabın kullanılması sırasında özel görüntülerin yayımlanması, kişisel verilerin paylaşılması, hakaret veya tehdit içerikli mesajlar gönderilmesi hâlinde ise ilgili diğer suç tipleri ayrıca değerlendirilebilir. Dolayısıyla gerçek hesap sahibinin mağdur olduğu bir olayda, yalnızca suç isnadının kaldırılması değil, hesabı ele geçiren kişinin eylemlerinin ortaya çıkarılması da soruşturmanın konusu olmalıdır.

Bu tür uyuşmazlıklarda ceza sorumluluğunun belirlenmesi bakımından dikkat edilmesi gereken bir diğer mesele, sosyal medya hesabının sahibinin paylaşımı daha sonra silmiş olmasıdır. Silme işlemi tek başına paylaşımın o kişi tarafından yapıldığını ispatlamaz. Hesap ele geçirilmiş, üçüncü kişi tarafından kullanılmış ve gerçek hesap sahibi bu durumu öğrenince içerik kaldırılmış olabilir. Buna karşılık kişinin paylaşımı kendisinin yaptığı başka delillerle ortaya konulmuşsa içeriğin sonradan silinmesi suçun daha önce gerçekleşmiş olmasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu nedenle paylaşımın kaldırılma nedeni ve işlemin kim tarafından gerçekleştirildiği de dosyanın bütününde değerlendirilmelidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hâlinde beraat kararı verilmesi gerekir. Sosyal medya hesabının kime ait olduğu veya suç teşkil eden paylaşımı kimin gerçekleştirdiği konusunda giderilemeyen makul şüphe bulunması hâlinde de bu hüküm önem taşımaktadır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2023/16 E., 2023/1484 K. sayılı kararı ile Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2024/12203 E., 2026/8217 K. sayılı kararında bu ilkenin somut uygulaması görülmektedir.

Sonuç olarak sosyal medya hesabının bir kişiye ait olduğunun belirlenmesi, o hesaptan yapılan her paylaşım nedeniyle aynı kişinin cezalandırılması için yeterli değildir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereği, suç konusu paylaşımın sanık tarafından gerçekleştirildiği veya sanığın fiile hukuken sorumluluk doğuracak biçimde katıldığı ispatlanmalıdır. IP adresi, telefon numarası, profil fotoğrafı, e-posta adresi veya açık kaynak araştırma raporu önemli deliller olabilir; ancak bunların ispat gücü somut olayın özelliklerine ve diğer delillerle kurulan bağlantıya göre değerlendirilir. Hesabın ele geçirilmesi, sahte hesap oluşturulması veya üçüncü kişiler tarafından kullanılması ihtimalleri ciddi biçimde ileri sürülmüşse gerekli teknik araştırmalar yapılmadan mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırılık oluşturabilir. Sosyal medya hesabının aidiyeti ile suçun failinin kimliği aynı hukuki mesele değildir. Mahkûmiyet için önemli olan hesabın kimin adına açıldığı değil, isnat edilen eylemin kim tarafından gerçekleştirildiğinin kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delillerle ortaya konulmasıdır. Bu bağlantı kurulamadığında ise şüpheden sanık yararlanır.

🔍 Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hukuki sorularınızın yanıtlarını aramak için aşağıdaki formu kullanın

Popüler Arama Konuları

En çok aranan hukuki konularımıza göz atın: