Site Yönetimi Aidat Borcunuzu WhatsApp Grubunda Paylaşabilir mi? İsim İsim İfşa Hukuka Uygun mu?
Apartman ve site yaşamında son yıllarda en sık karşılaşılan tartışmalardan biri, aidat borcu bulunan kişilerin isimlerinin WhatsApp gruplarında, apartman panolarında, asansörlerde veya bina girişlerinde paylaşılmasıdır. Yönetim çoğu zaman “Herkes kimin borçlu olduğunu bilsin”, “Diğer kat malikleri mağdur oluyor” veya “Borçluları ödeme yapmaya teşvik ediyoruz” şeklinde gerekçeler ileri sürmektedir. Ancak aidat borcunun bulunması, site yönetimine borçlunun kişisel verilerini sınırsız biçimde ifşa etme yetkisi vermez. 2026 yılında Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından verilen güncel İlke Kararı da bu konuda son derece net bir sınır çizmiştir.
Öncelikle aidat borcu bilgisinin hukuki niteliğini doğru belirlemek gerekir. Bir kişinin adı, soyadı, daire numarası, borç miktarı, kaç aydır ödeme yapmadığı, kiracı mı malik mi olduğu ve hangi dönemlere ilişkin borcu bulunduğu kişisel veri niteliğindedir. Hatta yalnızca “Daire 7: 18.500 TL borçlu” şeklindeki bir paylaşım dahi, o dairede yaşayan kişinin kimliğinin kolaylıkla belirlenebilmesi nedeniyle kişisel veri sayılabilir. Kişisel Verileri Koruma Kurulu da 18.02.2026 tarihli ve 2026/348 sayılı İlke Kararında, ad-soyad yazılmasa dahi daire numarasıyla ilişkilendirilen borç bilgilerinin belirlenebilir kişilere ilişkin olduğu için kişisel veri niteliğini taşıdığını açıkça kabul etmiştir.
Ancak buradan “Site yönetimi borç bilgisini hiç kimseyle paylaşamaz” sonucu da çıkmaz. Kat Mülkiyeti Kanunu bakımından ortak giderlerin karşılanması tüm kat maliklerini ilgilendiren bir konudur. Yönetici aidat, avans ve ortak giderleri toplamakla, gelir-gider hesabını tutmakla ve kat maliklerine hesap vermekle yükümlüdür. Kat maliklerinin de yönetimi denetleme ve ortak giderlerin nasıl karşılandığını öğrenme hakları vardır. Bu nedenle diğer kat maliklerinin, ortak gider alacaklarının tahsil durumuna ilişkin belirli bilgileri öğrenmesinin hukuki bir dayanağı bulunabilir. Kurul da 2026/348 sayılı İlke Kararında, gerekli borç bilgilerinin diğer kat malikleriyle paylaşılmasının KVKK m.5 kapsamında “kanunlarda açıkça öngörülme” ve “bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması” şartlarına dayanabileceğini kabul etmiştir.
Asıl mesele, bilginin kimlerle ve hangi yöntemle paylaşıldığıdır.
Örneğin yalnızca kat maliklerinin bulunduğu, dışarıdan hiçbir kişinin erişemediği kapalı bir dijital platform üzerinden ortak gider durumunun bildirilmesi ile aynı listenin asansörün içine asılması hukuken aynı değildir. Kurulun 2026 tarihli İlke Kararı tam olarak bu ayrımı yapmaktadır. Karara göre, aidat veya avans borcu bulunan kişilerin bilgilerinin asansör, bina girişi veya koridor gibi alanlara asılması hukuka uygun değildir. Çünkü bu alanlardan yalnızca kat malikleri değil, misafirler, kuryeler, kargo görevlileri, temizlik personeli veya binayla hiçbir ilişkisi olmayan üçüncü kişiler de geçebilir. Böylece borç bilgisi muhatabı belirli olmayan kişilere açıklanmış olur. Kurul, bu yöntemin KVKK m.5 kapsamında geçerli bir işleme şartına dayanmadığını ve veri güvenliği yükümlülüğüne de aykırılık oluşturduğunu açıkça belirtmiştir.
Dolayısıyla “Daire 5 – Mehmet Yılmaz – 24.000 TL borçlu”, “Daire 12 üç aydır aidat ödemedi” veya “Borçlular listesi” başlığıyla isim ve miktarların apartman panosuna asılması, artık özellikle 2026/348 sayılı İlke Kararı sonrasında çok daha açık şekilde hukuka aykırılık riski taşımaktadır.
Peki WhatsApp grubu bakımından durum nedir?
Burada grubun yapısı belirleyicidir. Kurul, borç bilgilerinin paylaşılması gerekiyorsa üçüncü kişilerin erişemeyeceği kapalı e-posta grupları, kapalı mesajlaşma grupları veya bu işe özgülenmiş uygulamaların kullanılabileceğini açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla yalnızca kat maliklerinin bulunduğu, üyeliği yönetim tarafından kontrol edilen kapalı bir WhatsApp grubunda gerekli ve ölçülü borç bilgilerinin paylaşılması, belirli şartlarla hukuka uygun olabilir.
Ancak “WhatsApp grubu var, o hâlde istediğimiz her şeyi paylaşabiliriz” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. KVKK’nın genel ilkeleri burada da geçerlidir. Paylaşım, belirli, açık ve meşru amaç için yapılmalı; amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olmalıdır. Borcun tahsili veya yönetimin hesabının denetlenmesi için gerekenden daha fazla veri paylaşılmamalıdır.
Örneğin yalnızca “Daire 8’in Eylül ayı aidatı ödenmemiştir” bilgisinin gerekli olduğu bir durumda kişinin telefon numarasının, T.C. kimlik numarasının, kira sözleşmesinin, banka hareketlerinin veya özel yazışmalarının paylaşılması açıkça ölçüsüz olacaktır. Aynı şekilde borçlu kişiyi küçük düşürmeye yönelik “Bu kişi aylardır ödeme yapmıyor, herkes bilsin”, “Borcunu ödemeyen yüzsüzler” veya benzeri ifadeler, KVKK tartışmasının ötesinde kişilik hakları ve somut içeriğe göre hakaret hükümlerini de gündeme getirebilir.
Yönetimin kullanacağı dil de önemlidir. Amaç borçlu kişiyi teşhir etmek değil, ortak gider yönetimini şeffaf biçimde yürütmek olmalıdır. Kişisel veri işlemenin hukuki dayanağı “borçluyu utandırmak” değildir. Kat maliklerinin ortak giderler hakkında bilgi sahibi olması ile borçlunun sosyal baskı altına alınması birbirinden tamamen farklıdır.
WhatsApp grubunda yalnızca malikler değil kiracılar, emlakçılar, eski sakinler, kapıcı, güvenlik görevlileri veya başka kişiler de bulunuyorsa durum daha risklidir. Çünkü borç bilgisine erişmesi için hukuki bir gereklilik bulunmayan kişiler de kişisel veriye ulaşmış olur. Bu nedenle yönetimin öncelikle grubun üyelerini kontrol etmesi gerekir. Kurulun 2026 tarihli kararındaki temel yaklaşım da tam olarak budur: bilgiye erişmesi gerekmeyen üçüncü kişilerin veriye ulaşması engellenmelidir.
Örneğin 300 dairelik bir sitede “genel site duyuru grubu”nda kiracılar, ev sahipleri, teknik personel ve eski site sakinleri birlikte bulunuyorsa, tek tek borçlu isimlerini ve borç miktarlarını bu grupta paylaşmak hukuka uygunluk açısından ciddi sorun doğurabilir. Buna karşılık sadece kat maliklerinden oluşan doğrulanmış bir kapalı grupta, yönetimin hesap verme yükümlülüğü kapsamında sınırlı ve gerekli bilgi paylaşımı daha farklı değerlendirilebilir.
Aidat borcunun ev sahibine bildirilmesi de ayrı bir konudur. Bir kiracı aidatı ödemiyorsa, yönetimin borç bilgisini malike bildirmesi her durumda hukuka aykırı değildir. Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 29.09.2020 tarihli ve 2020/755 sayılı kararında kiracının aidat borcu bilgisinin ev sahibine aktarılması hukuka uygun bulunmuştur. Bunun nedeni Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında malik ile bağımsız bölümden sürekli yararlanan kişinin ortak giderlerden belirli şartlarla müştereken ve müteselsilen sorumlu olmasıdır. Kurul, bu paylaşımın bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için gerekli veri işleme kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmiştir.
Dolayısıyla kiracının “Ben izin vermedim, aidat borcumu ev sahibine söyleyemezsiniz” demesi her durumda doğru değildir. Eğer malik hukuken borçtan sorumluysa veya alacağın takibi bakımından bilgi sahibi olması gerekiyorsa bu paylaşımın hukuki dayanağı olabilir. Ancak bu da yönetimin bilgiyi apartmandaki herkesle paylaşabileceği anlamına gelmez.
Burada çok önemli bir başka ayrım daha vardır: borcun gerçekten var olup olmadığı.
Site yönetimi yanlış hesaplama yapmış, ödeme bankada görünmesine rağmen sisteme işlenmemiş veya kişi borçlu olmadığı hâlde “borçlular listesi”ne yazılmış olabilir. Böyle bir durumda hukuka aykırılık daha da ağırlaşabilir. Çünkü artık yalnızca kişisel veri paylaşımı değil, gerçeğe aykırı bir borç bilgisinin üçüncü kişilerle paylaşılması söz konusudur. Kişinin itibarının zedelenmesi, komşuları nezdinde borcunu ödemeyen kişi gibi gösterilmesi manevi tazminat iddialarını da gündeme getirebilir.
Bu nedenle yönetimin herhangi bir liste paylaşmadan önce borç kayıtlarının doğruluğunu kontrol etmesi gerekir. Banka hareketleri, tahsilat makbuzları, yönetim programındaki kayıtlar ve ilgili dönem giderleri karşılaştırılmalıdır. Yanlış bilgi paylaşıldıysa yönetim yalnızca listeyi silmekle yetinmemeli, aynı grupta düzeltme yaparak gerçeğe aykırı bilginin düzeltilmesini de sağlamalıdır.
Peki aidat borcu bulunan kişinin açık rızası gerekir mi?
Her zaman değil. KVKK’da kişisel verilerin işlenmesi yalnızca açık rızaya dayanmaz. Kanunun 5. maddesinde açık rıza dışında çeşitli hukuka uygunluk sebepleri düzenlenmiştir. Kat malikleri arasında ortak gider alacağının korunması ve yönetimin hesap verme yükümlülüğü bakımından belirli verilerin paylaşılması açık rıza olmaksızın mümkün olabilir. Kurulun 2026/348 sayılı İlke Kararı da bunu açıkça kabul etmektedir.
Ancak rıza aranmaması, yönetimin sınırsız veri işleyebileceği anlamına gelmez. Veri minimizasyonu ve ölçülülük ilkeleri devam eder. Yönetim yalnızca gerçekten gerekli olan veriyi, gerçekten bilmesi gereken kişilere ve uygun yöntemle açıklayabilir.
Aidat borçlusunun telefon numarasının grubun tamamıyla paylaşılması da ayrıca değerlendirilmelidir. WhatsApp grubuna kişi eklendiğinde telefon numarası diğer üyeler tarafından görülebilir. Eğer kişi zaten grup üyesiyse bu ayrı bir veri işleme faaliyetidir. Yönetimin kişinin telefon numarasını rızası veya başka hukuki sebep olmaksızın geniş bir gruba eklemesi, KVKK açısından ayrıca tartışılabilir. Özellikle toplu yapılarda iletişim için daha az müdahaleci yöntemler varsa bunların tercih edilmesi gerekebilir.
Borcun ekran görüntüsünün paylaşılması da sık rastlanan bir uygulamadır. Yönetici muhasebe programındaki ekranı çekip gruba atabilir. Ancak ekran görüntüsünde yalnızca aidat borcu değil, telefon numarası, e-posta adresi, T.C. kimlik numarası, önceki ödeme kayıtları veya başka kişisel bilgiler de görünüyorsa, gereğinden fazla veri paylaşılmış olur. Yönetici bilgi paylaşacaksa gereksiz alanları kapatmalı ve sadece amaca gerekli veriyi göstermelidir.
“Kat malikleri kurulu karar aldı, borçluların isimlerini paylaşacağız” şeklindeki savunma da her durumda yeterli değildir. Kat malikleri kurulu KVKK’nın üzerinde değildir. Çoğunluk kararı, kanuna aykırı kişisel veri işlemeyi hukuka uygun hâle getirmez. Örneğin kurul oybirliğiyle “Borcu olan herkesin ismi asansöre asılacaktır” diye karar alsa bile, 2026/348 sayılı İlke Kararı karşısında bu yöntemin hukuka uygunluğu ciddi biçimde sorunludur.
Site yönetiminin aidat tahsil etmek için kullanabileceği hukuki yollar zaten bulunmaktadır. Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamında ortak gider ve avans borcu ödenmezse yönetim veya diğer kat malikleri alacak için icra takibi başlatabilir, gecikme tazminatı talep edebilir ve gerekli şartlarda dava açabilir. Borç tahsilinin hukuki yöntemi, kişiyi komşuları önünde utandırmak değildir.
Bu nedenle “Adını gruba yazalım, utanıp öder” mantığı hukuk düzeninin tanıdığı tahsil yöntemi değildir. Yönetimin elinde icra takibi ve dava gibi etkili araçlar varken kişisel verilerin baskı aracı olarak kullanılması ölçülülük ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilir.
Peki aidat borcu WhatsApp grubunda hukuka aykırı şekilde paylaşılırsa kişi ne yapabilir?
İlk olarak delil korunmalıdır. Mesajın ekran görüntüsü alınmalı, grubun adı, katılımcıları, mesajı gönderen kişinin telefon numarası, tarih ve saat bilgisi görünür olmalıdır. Yalnızca kırpılmış bir mesaj görüntüsü yerine konuşmanın bağlamını ve grubun niteliğini gösterecek kayıtların saklanması daha sağlıklıdır.
Grubun katılımcı listesinin de ekran görüntüsünün alınması önemlidir. Çünkü hukuki değerlendirmede grupta yalnızca kat malikleri mi bulunduğu, yoksa üçüncü kişilerin de yer alıp almadığı belirleyici olabilir. Yönetim sonradan kişileri gruptan çıkarabilir; bu nedenle ihlal anındaki üyelerin kim olduğunu belgelemek faydalıdır.
Ardından site yönetimine KVKK kapsamında başvuru yapılabilir. İlgili kişi, hangi kişisel verilerinin işlendiğini, hangi hukuki sebebe dayanıldığını, kimlerle paylaşıldığını, paylaşımın amacını ve verinin silinip silinmediğini sorabilir. Hukuka aykırı paylaşım söz konusuysa verilerin silinmesini veya paylaşımın durdurulmasını talep edebilir.
Veri sorumlusuna yapılan başvuruya süresinde cevap verilmez veya verilen cevap yeterli bulunmazsa şartları oluştuğunda Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet yoluna gidilebilir. 2026/348 sayılı İlke Kararında Kurul, borç bilgilerinin uygunsuz yöntemle paylaşılması hâlinde KVKK m.12 kapsamındaki teknik ve idari tedbir yükümlülüğünün ihlal edilebileceğini ve uygun davranılmaması hâlinde Kanunun 18. maddesi kapsamında işlem yapılabileceğini açıkça belirtmiştir.
Kişi ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun kişilik haklarına ilişkin hükümlerine dayanarak saldırının durdurulmasını, tekrarının önlenmesini ve şartları oluştuğunda manevi tazminat talep edebilir. Özellikle paylaşım aşağılayıcı ifadelerle yapılmış, kişinin adı sürekli olarak borçlu şeklinde teşhir edilmiş veya yanlış borç bilgisi yayılmışsa kişilik hakkı ihlalinin ağırlığı artabilir.
Paylaşımda hakaret veya tehdit içeren ifadeler varsa ceza hukuku ayrıca gündeme gelebilir. Ancak yalnızca doğru bir borç bilgisinin sınırlı kişilere hukuki amaçla aktarılması otomatik olarak suç oluşturmaz. Hukuka aykırılık değerlendirmesi, bilgi içeriği, paylaşım yöntemi, erişen kişiler ve kullanılan ifadeler birlikte incelenerek yapılmalıdır.
Apartman panosuna borç listesi asılması bakımından ise 2026 itibarıyla durum çok daha nettir. Kişisel Verileri Koruma Kurulu, bu yöntemi hukuka uygun kabul etmemektedir. Liste ister isim-soyisimle, ister yalnızca daire numarasıyla düzenlensin; kişi belirlenebilir durumdaysa ve listeye dışarıdan üçüncü kişiler erişebiliyorsa veri güvenliği ihlali ortaya çıkabilir.
Örneğin “Daire 3: 12.000 TL, Daire 9: 8.000 TL, Daire 14: 27.000 TL” şeklindeki liste bile ad-soyad yazılmasa da apartman sakinleri ve komşular tarafından kimin borçlu olduğunun anlaşılmasına imkân veriyorsa kişisel veri işlemidir. Kurul bu hususu açıkça vurgulamıştır.
Bu nedenle yöneticilerin “İsim yazmadım, sadece daire numarası yazdım” savunması otomatik olarak koruma sağlamaz. KVKK’da kişisel veri yalnızca adı yazılı kişi anlamına gelmez; kimliği doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kişiye ilişkin her türlü bilgi kapsam içindedir.
Yönetimin mali tabloları kat maliklerine sunması ise farklıdır. Kat malikleri, ortak giderlerin tahsil edilip edilmediğini ve sitenin mali durumunu denetleyebilmelidir. Ancak bu bilgi paylaşımının kapalı ve kontrollü ortamda yapılması gerekir. Yönetim hesap toplantısında, kat maliklerine özgü dijital portalda veya sadece yetkili maliklerin erişebildiği sistemlerde gerekli bilgiler gösterilebilir.
Burada da paylaşılacak bilginin kapsamı önemlidir. Toplam alacak miktarını göstermek mümkünken gereksiz biçimde kişilerin özel ödeme alışkanlıklarını, telefon numaralarını veya banka bilgilerini açıklamak ölçüsüz olabilir.
Kiracıların bulunduğu gruplarda ise daha dikkatli olunmalıdır. Her kiracının diğer dairelerin maliklerinin borç durumunu öğrenmesinde hukuki bir gereklilik bulunmayabilir. Bu nedenle site yönetiminin “tüm sakinler grubuna” ayrıntılı borç listesi göndermesi yerine, gerçekten bilgi sahibi olması gereken kişilere sınırlı kanallardan bildirim yapması daha güvenli olacaktır.
Aidat borçlarının tahsili konusunda yöneticinin pasif kalması da doğru değildir. Yönetici, borçları zamanında takip etmek, gerektiğinde icra yoluna başvurmak ve diğer maliklerin mali yükünü artırmamakla yükümlüdür. Ancak etkin yönetim ile ifşa kültürü aynı şey değildir. İyi yönetim borçlunun adını duvara asmak değil, kanunun verdiği tahsil yollarını zamanında işletmektir.
Sonuç olarak site yönetiminin aidat borçlarına ilişkin bilgi işlemesi ve belirli kişileri bilgilendirmesi tamamen yasak değildir. Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan hesap verme, denetim ve alacak hakkının korunması nedeniyle bazı borç bilgilerinin ilgili kat malikleriyle paylaşılmasının hukuki dayanağı olabilir. Nitekim Kişisel Verileri Koruma Kurulu da bu ihtiyacı kabul etmektedir.
Ancak bunun sınırı son derece açıktır: Borç bilgisi, yalnızca bilmesi gereken kişilere, gerekli olduğu ölçüde ve üçüncü kişilerin erişemeyeceği yöntemlerle paylaşılmalıdır.
Asansöre, bina girişine veya koridora borç listesi asılması; dışarıdan kişilerin bulunduğu geniş WhatsApp gruplarında isim isim borç miktarı paylaşılması; borçlunun utandırılması amacıyla teşhir edilmesi veya gerekenden fazla kişisel verinin açıklanması hukuka aykırılık doğurabilir. 2026/348 sayılı İlke Kararı özellikle ortak alanlara asılan borç listelerinin hukuka uygun olmadığını ve kapalı mesajlaşma ya da e-posta sistemlerinin tercih edilmesi gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştur.
Aidat borcu bulunması, kişinin kişisel verilerinin korumasız hâle geldiği anlamına gelmez. Site yönetiminin alacağını tahsil etme hakkı vardır; fakat borçluyu kamuya açık biçimde teşhir etme hakkı yoktur. Hukuken doğru yöntem, borcu icra ve dava yoluyla takip etmek, bilgiyi ise yalnızca gerekli kişilere ve gerekli ölçüde açıklamaktır.

