Telefon
WhatsApp
İnstagram

Mahkemeye Tanık Olarak Çağrıldınız Ama Gitmediniz: Zorla Getirme ve Para Cezası Uygulanır mı?

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

Mahkemeye Tanık Olarak Çağrıldınız Ama Gitmediniz: Zorla Getirme ve Para Cezası Uygulanır mı?

Mahkemeye Tanık Olarak Çağrıldınız Ama Gitmediniz: Zorla Getirme ve Para Cezası Uygulanır mı?

5 Görüntüleme 01 Kasım 2026, 19:48

Bir gün evinize mahkemeden tebligat geldiğini düşünün. Tebligatta, daha önce hiç tarafı olmadığınız bir davada tanık sıfatıyla dinlenmenize karar verildiği ve belirtilen tarihte duruşmada hazır bulunmanız gerektiği yazıyor. Ancak iş yoğunluğunuz, şehir dışında bulunmanız veya davanın taraflarıyla karşı karşıya gelmek istememeniz nedeniyle duruşmaya katılmadınız. Bir süre sonra hakkınızda zorla getirme kararı verildiğini öğrendiniz. Kolluk görevlileri tarafından adliyeye götürülmeniz veya mahkeme tarafından para cezasına hükmedilmesi ihtimaliyle karşı karşıyasınız.

Böyle bir durumda tanık olarak çağrılan kişinin mahkemeye gitmesi zorunlu mudur? Duruşmaya katılmamak doğrudan bir suç oluşturur mu? Mahkeme tanığın kolluk aracılığıyla getirilmesine karar verebilir mi? Özellikle tanıklık yapmak istemeyen, taraflardan birinin yakını olan veya olay hakkında bilgi sahibi bulunmadığını düşünen kişilerin hangi hakları bulunmaktadır?

Bu soruların yanıtı, yargılamanın hukuk veya ceza yargılaması olmasına göre değişebilmektedir. Zira tanıkların çağrılması, duruşmaya katılma yükümlülüğü, zorla getirme ve uygulanabilecek yaptırımlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ayrı hükümlerle düzenlenmiştir.

Türk hukukunda tanıklık, yalnızca kişinin kendi isteğine bağlı bir açıklamada bulunma faaliyeti değildir. Tanıklık, yargı mercilerinin maddi gerçeğe ulaşabilmesi ve uyuşmazlığın çözümünde ihtiyaç duyulan bilgilerin elde edilebilmesi amacıyla öngörülmüş kamusal nitelikte bir yükümlülüktür.

Bu nedenle kanunda düzenlenen istisnalar saklı kalmak üzere, usulüne uygun biçimde tanık olarak çağrılan kişinin mahkeme önünde hazır bulunması gerekmektedir.

Ancak tanıklık yükümlülüğünün bulunması, tanık olarak gösterilen herkes hakkında koşulsuz biçimde zorla getirme kararı verilebileceği veya duruşmaya gelmeyen her kişinin cezalandırılacağı anlamına gelmez.

Öncelikle tanığın hangi usulle çağrıldığı, kendisine yapılan bildirimin hukuken geçerli olup olmadığı ve duruşmaya katılmamasının haklı bir nedene dayanıp dayanmadığı belirlenmelidir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 243. maddesi, tanığın davetiye ile çağrılmasını temel usul olarak düzenlemektedir. Aynı maddede davetiyenin, kural olarak duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte acele hâllerde tanığın daha erken bir tarihte gelmesine karar verilmesi de mümkündür.

Kanun ayrıca tanığın telefon, faks veya elektronik posta gibi araçlarla çağrılabilmesine imkân tanımaktadır. Ancak bu yollarla yapılan çağrıların hukuki sonuçları, usulüne uygun davetiye tebliğine bağlanan yaptırımlarla aynı değildir.

Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 243. maddesinin üçüncü fıkrasında, telefon, faks veya elektronik posta gibi araçlarla yapılan çağrılara uyulmaması hâlinde davetiye ile çağrılmaya bağlanan sonuçların uygulanmayacağı açık biçimde düzenlenmiştir.

Dolayısıyla yalnızca telefonla aranarak duruşmaya gelmesi istenen bir kişi ile kendisine kanuni koşullara uygun tanık davetiyesi tebliğ edilmiş kişinin hukuki konumu aynı değildir.

Tanığa gönderilecek davetiyenin içeriği de ayrıca önem taşımaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 244. maddesi uyarınca davetiyede tanığın kimlik ve adres bilgileri, tarafların adları, tanıklık yapacağı konu, hazır bulunması gereken yer, gün ve saat ile gelmemesinin veya tanıklık yapmaktan çekinmesinin hukuki sonuçları belirtilmelidir.

Bu düzenleme, tanığın yalnızca duruşmanın varlığından haberdar edilmesini değil, kendisine yüklenen yükümlülüğün ve bu yükümlülüğe uyulmamasının sonuçlarının önceden bildirilmesini amaçlamaktadır.

Tanığın duruşmaya katılmaması nedeniyle yaptırım uygulanabilmesi bakımından çağrının usulüne uygun yapılmış olması temel koşullardan biridir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 245. maddesi, tanıklık için çağrılan herkesin kanunda gösterilen istisnalar dışında gelmek zorunda olduğunu düzenlemektedir. Aynı hükme göre usulüne uygun çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeksizin duruşmaya gelmeyen tanığın zorla getirtilmesi mümkündür.

Kanun ayrıca tanığın gelmemesi nedeniyle ortaya çıkan giderlerin kendisine yükletilmesine ve disiplin para cezasına hükmedilmesine imkân tanımaktadır.

Bu noktada zorla getirme ile disiplin para cezasının hukuki nitelikleri birbirinden ayrılmalıdır.

Zorla getirme, tanığın suç işlemiş olması nedeniyle uygulanan bir ceza değil, yargılamada hazır bulunmasını sağlamaya yönelik usuli bir tedbirdir. Tedbirin amacı, tanığın mahkeme önüne çıkarılarak dinlenilmesini sağlamaktır.

Buna karşılık disiplin para cezası, kanuni yükümlülüğe haklı neden olmaksızın uyulmaması nedeniyle uygulanabilen usuli bir yaptırım niteliğindedir.

Dolayısıyla tanık olarak çağrıldığı duruşmaya katılmayan kişinin doğrudan Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç işlediği veya hakkında adli para cezasına hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılamaz.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 245. maddesindeki disiplin para cezası, ceza mahkemesince suç karşılığında hükmedilen adli para cezasından farklıdır. Maddenin kanuni metninde, usulüne uygun çağrılmasına rağmen mazeretsiz gelmeyen tanık bakımından beş yüz Türk lirasına kadar disiplin para cezası öngörülmektedir.

Bununla birlikte tanığın yokluğunun neden olduğu giderlerin yükletilmesi ve disiplin para cezasına ilişkin kararın kaldırılması bakımından mazeretinin haklılığı önem taşımaktadır.

Nitekim aynı madde, zorla getirtilen tanığın daha önce duruşmaya gelememesini haklı gösterecek nedenleri sonradan bildirmesi hâlinde, aleyhine hükmedilen giderler ile disiplin para cezasının kaldırılacağını düzenlemektedir.

Bu düzenleme, tanığın yalnızca duruşmada hazır bulunmaması nedeniyle bütün koşullarda sorumlu tutulamayacağını ortaya koymaktadır.

Örneğin tanığın duruşma tarihinde ciddi bir sağlık sorunu yaşaması, hastanede tedavi görmesi veya katılmasını objektif olarak engelleyen başka bir durumla karşılaşması söz konusu olabilir.

Ancak ileri sürülen mazeretin haklı olup olmadığı, mahkeme tarafından somut olayın koşullarına göre değerlendirilir. Her sağlık sorunu, iş yoğunluğu veya şehir dışında bulunma durumu kendiliğinden geçerli mazeret sayılmaz.

Tanığın mazeretini mümkün olduğunca duruşma tarihinden önce mahkemeye bildirmesi ve ileri sürdüğü nedeni destekleyebilecek belgeleri sunması önem taşımaktadır.

Özellikle hastane kayıtları, istirahat raporları veya zorunlu seyahat gibi durumlara ilişkin belgeler mazeretin değerlendirilmesinde etkili olabilir. Bununla birlikte söz konusu belgelerin tek başına mazeretin kesin olarak kabul edilmesini gerektirdiği düşünülmemelidir.

Mahkeme, tanığın ileri sürdüğü nedenin duruşmaya katılımı gerçekten engelleyip engellemediğini değerlendirme yetkisine sahiptir.

Tanıklık yükümlülüğü ceza yargılamasında da önem taşımaktadır. Ancak ceza muhakemesinde tanıkların çağrılması ve gelmemeleri hâlinde uygulanacak işlemler, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndan farklı hükümlerle düzenlenmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 43. maddesi uyarınca tanıklar çağrı kâğıdı ile çağrılır. Çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçlarının bildirilmesi gerekir.

Aynı maddede çağrının telefon, telgraf, faks veya elektronik posta gibi araçlarla yapılabileceği kabul edilmiş; ancak bu yollarla gerçekleştirilen çağrılara, çağrı kâğıdına bağlanan sonuçların uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Bu nedenle ceza yargılamasında da tanığın hangi yöntemle çağrıldığı, zorla getirme kararı verilmesinin hukuki koşulları bakımından önem taşır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 44. maddesi, usulüne uygun biçimde çağrıldığı hâlde mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıkların zorla getirileceğini düzenlemektedir.

Ayrıca tanığın gelmemesi nedeniyle oluşan giderlerin takdir edilerek kamu alacaklarının tahsiline ilişkin usule göre kendisine ödettirilmesi mümkündür.

Tanık daha önce duruşmaya gelememesini haklı gösterecek nedenleri sonradan bildirirse, aleyhine hükmedilen giderler kaldırılır.

Burada önemli bir hukuki ayrım bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 44. maddesi, sırf usulüne uygun çağrıya rağmen duruşmaya gelmeyen tanık hakkında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 245. maddesindeki gibi ayrıca belirli tutarda disiplin para cezası öngörmemektedir.

Ceza yargılamasında bu hüküm kapsamında temel sonuç, tanığın zorla getirilmesi ve gelmemesi nedeniyle ortaya çıkan giderlerin kendisine yükletilmesidir.

Dolayısıyla hukuk mahkemesinde tanık olarak çağrılan kişi ile ceza mahkemesinde tanık olarak çağrılan kişinin karşılaşabileceği usuli yaptırımlar aynı şekilde değerlendirilmemelidir.

Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığın mahkeme önüne geldikten sonra kanuni bir neden olmaksızın tanıklık yapmaktan veya yemin etmekten kaçınması ayrı bir hukuki meseledir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 60. maddesinde, kanuni bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden çekinilmesi hâlinde uygulanabilecek yaptırımlar düzenlenmiştir.

Bu kapsamda tanıklık veya yemin yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan giderlerin yükletilmesi ve kanunda belirtilen koşullarda disiplin hapsi uygulanması gündeme gelebilir.

Ancak duruşmaya hiç katılmama ile mahkeme önünde hazır bulunduğu hâlde kanuni sebep olmaksızın tanıklık yapmaktan çekinme farklı usuli davranışlardır.

Bu nedenle tanığın yalnızca çağrıya uymaması nedeniyle hakkında doğrudan disiplin hapsi uygulanabileceği sonucuna varılmamalıdır.

Tanığın mahkeme önünde bulunmasının zorunlu olduğu durumların değerlendirilmesinde Yargıtay içtihatları da önem taşımaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 31.05.2023 tarihli, 2023/72 Esas ve 2023/2764 Karar sayılı kararında, hukuk yargılamasında tanıkların çağrılması, dinlenilmesi ve tarafların tanık deliline dayanma hakları değerlendirilmiştir.

Karara konu uyuşmazlıkta, tanıkların dinlenilmesi için gerçekleştirilen usuli işlemler ve tanık delilinden vazgeçilmesine ilişkin beyanlar yargılama sürecinin önemli meseleleri arasında yer almıştır.

Yargıtay, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 243, 244 ve 245. maddelerindeki düzenlemelerin tanıkların çağrılma usulü ve tanık delilinin elde edilmesi bakımından taşıdığı önemi ortaya koymuştur.

Bu karar, tanığın duruşmaya katılmaması sorunuyla tarafların tanık delilini kullanma hakkının birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.

Zira tanığın usulüne uygun çağrılmaması veya zorla getirme işleminin yerine getirilememesi, tanık deliline dayanan tarafın ispat hakkını doğrudan etkileyebilir.

Mahkemenin tanık delilini toplaması ile tarafın tanığını hazır bulundurması arasındaki ilişki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Özellikle tanık listesi sunulmuş, tanıkların dinlenmesine karar verilmiş ve taraf tanık delilinden usulüne uygun biçimde vazgeçmemişse mahkemenin delilin elde edilmesine ilişkin yükümlülüklerinin kapsamı önem kazanmaktadır.

Bu nedenle tanığın duruşmaya gelmemesi nedeniyle yargılamanın gecikmesi, her durumda tanık delilinden vazgeçilmiş sayılmayı haklı kılmaz. Mahkeme, çağrı işlemlerinin usulüne uygunluğunu, tanığın mazeretini ve kanunda öngörülen zorla getirme usulünü değerlendirmelidir.

Ceza yargılamasında tanığın dinlenilmesi ise maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve savunma hakkının korunması bakımından ayrıca önem taşımaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 210. maddesinin birinci fıkrası uyarınca olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse, bu tanığın duruşmada dinlenmesi zorunludur. Kanunda öngörülen bu durumda önceki dinleme sırasında düzenlenen tutanağın veya yazılı açıklamanın okunması, tanığın duruşmada dinlenilmesinin yerine geçmez.

Bu düzenleme, ceza muhakemesindeki doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkelerinin bir sonucudur.

Tanığın dinlenilmesi yalnızca mahkemenin delil elde etme faaliyeti bakımından değil, sanığın ve müdafiinin aleyhlerindeki beyanlara karşı savunma yapabilmeleri ve tanığa soru yöneltebilmeleri bakımından da önem taşımaktadır.

Nitekim Yargıtayın 10.02.2026 tarihli bir ceza dairesi kararında, olayın tanığı konumundaki mağdurun dinlenilmesi, istinabe usulünün uygulanması ve savunma tarafına tanığın dinleneceği oturumun bildirilmesi hususları değerlendirilmiştir.

Kararda, tanık anlatımının elde edilmesi sırasında savunma hakkına ilişkin usuli güvencelerin gözetilmemesi bozma nedenleri arasında değerlendirilmiştir.

Bu yaklaşım, tanığın mahkeme önünde dinlenilmesinin yargılamanın şekli bir aşaması olmadığını, adil yargılanma hakkının ve delillerin doğrudan değerlendirilmesi ilkesinin önemli bir parçasını oluşturduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte her tanığın mutlaka davanın görüldüğü mahkemenin duruşma salonunda dinlenmesi gerektiği de söylenemez.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 180. maddesi, hastalık, engellilik veya giderilmesi mümkün olmayan başka nedenlerle duruşmada hazır bulunması mümkün olmayan tanıkların belirli koşullar altında naip hâkim veya istinabe yoluyla dinlenebilmesine imkân tanımaktadır.

Benzer şekilde farklı yargı çevresinde bulunan tanıkların dinlenmesi bakımından da kanunda öngörülen usuller gündeme gelebilir.

Ancak tanığın başka bir mahkeme aracılığıyla dinlenilmesi, ilgili yargılama usulünün savunma hakkına ve delillerin tartışılmasına ilişkin güvencelerini ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle tanığın başka bir şehirde bulunması, her durumda tanıklık yükümlülüğünden kurtulmasını sağlamaz. Somut olayın özelliklerine göre tanığın bulunduğu yerde dinlenmesi veya kanuni koşullar çerçevesinde başka yöntemlerin uygulanması mümkün olabilir.

Tanıklık yapmaktan çekinme hakkı da mahkemeye gitmeme sorunuyla sıklıkla karıştırılmaktadır.

Türk hukukunda belirli kişiler, yakınlık ilişkileri, mesleki sırlar veya kendilerini ya da kanunda belirtilen yakınlarını hukuki ve cezai sonuçlarla karşı karşıya bırakabilecek durumlar nedeniyle tanıklıktan çekinme hakkına sahip olabilir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 45. maddesinde, şüpheli veya sanıkla belirli yakınlık ilişkisi bulunan kişilerin tanıklıktan çekinebileceği düzenlenmiştir.

Örneğin şüpheli veya sanığın eşi, evlilik bağı sona ermiş olsa dahi kanunda öngörülen çekinme hakkına sahip olabilir. Aynı şekilde kanunda belirtilen altsoy, üstsoy ve diğer yakınlık ilişkileri bakımından da tanıklıktan çekinme hükümleri uygulanabilir.

Ancak tanıklıktan çekinme hakkının bulunması ile mahkemenin çağrısının bütünüyle yok sayılması aynı şey değildir.

Tanıklıktan çekinme hakkının varlığı, bu hakkın kanuni koşullar çerçevesinde kullanılmasını gerektirir. Kişinin çekinme sebebini ilgili yargılama makamına bildirmesi ve gerektiğinde bu sebebin değerlendirilmesini sağlaması önemlidir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 247 ve devamı maddeleri de tanıklıktan çekinme hâllerini düzenlemektedir.

Özellikle 252. madde uyarınca tanıklıktan çekinen kişinin çekinme sebebini ve bu sebebi haklı gösterecek delilini, dinleneceği günden önce yazılı olarak veya davet edildiği duruşmada sözlü biçimde bildirmesi gerekir.

Dolayısıyla kişinin tanıklık yapmak istememesi, mahkemeye hiç gitmeyerek veya herhangi bir açıklama yapmayarak yükümlülüğünü sona erdirebileceği anlamına gelmemektedir.

Tanıklık yapmaktan haklı neden olmaksızın kaçınmanın yaptırımları ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 253. maddesinde düzenlenmiştir.

Bu madde, kanuni bir neden bulunmadığı hâlde tanıklık yapmaktan veya yemin etmekten çekinen ya da mahkeme tarafından kabul edilmeyen bir nedene dayanarak yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişiler hakkında disiplin para cezası ve giderlere ilişkin yaptırımlar uygulanabilmesine imkân tanımaktadır.

Maddenin kanuni metninde bu durum için beş yüz Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar disiplin para cezası öngörülmüştür.

Ancak bu yaptırım, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 245. maddesinde düzenlenen duruşmaya gelmeme yaptırımından farklıdır.

  1. madde usulüne uygun biçimde çağrılan tanığın mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamasına, 253. madde ise tanığın kanuni bir neden olmaksızın tanıklık veya yemin yükümlülüğünü yerine getirmemesine ilişkindir.

Dolayısıyla bu iki düzenlemenin aynı usuli davranışı cezalandırdığı düşünülmemelidir.

Tanığın mahkemeye gelmesinin yalnızca yükümlülük doğurmadığı, belirli mali haklarının da bulunduğu unutulmamalıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 265. maddesi, tanığa kaybettiği zamanla orantılı olarak ilgili tarifeye göre ücret verilmesini düzenlemektedir. Tanığın yolculuk ve konaklama giderleri bakımından da mevzuatta öngörülen koşullar çerçevesinde ödeme yapılması mümkündür.

Bu düzenlemeler, tanıklığın kamusal yükümlülük niteliği yanında tanığın bu nedenle katlandığı belirli ekonomik külfetlerin karşılanmasını amaçlamaktadır.

Bununla birlikte tanıklık nedeniyle işyerinden izin alınması, seyahat edilmesi veya duruşma için belirli bir zaman ayrılması gerekmesi, kişinin mahkemenin çağrısına hiç uymamasını kendiliğinden haklı kılmaz.

Tanığın katılmasını engelleyen somut bir durum varsa bunun mahkemeye bildirilmesi ve ilgili mazeret hakkında değerlendirme yapılmasının sağlanması gerekir.

Özellikle kendisine tebligat ulaşmadığını, duruşma tarihini öğrenmediğini veya bildirilen adreste bulunmadığını ileri süren tanıklar bakımından tebligat işleminin usulüne uygun olup olmadığı ayrıca önem taşımaktadır.

Usulsüz tebligat, tanığın çağrıya uymamasına bağlanan sonuçların uygulanabilirliğini etkileyebilir.

Ancak tebligat işleminin usulsüz olduğu iddiası, yalnızca tanığın duruşmaya gitmediğini söylemesiyle ispatlanmış olmaz. Tebligat mazbatası, tebliğ tarihi, tebliğin gerçekleştirildiği adres ve ilgili tebligat hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak mahkemeye tanık olarak çağrılan kişinin duruşmaya katılması, kanunda öngörülen istisnalar dışında hukuki bir yükümlülüktür. Usulüne uygun biçimde çağrıldığı hâlde haklı mazeret bildirmeksizin duruşmaya gelmeyen tanık hakkında zorla getirme kararı verilmesi mümkündür.

Ancak zorla getirme kararı, tanığın suç işlediği veya hakkında doğrudan cezai mahkûmiyet hükmü kurulacağı anlamına gelmemektedir.

Hukuk yargılamasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 245. maddesi kapsamında zorla getirme, giderlerin yükletilmesi ve disiplin para cezası gündeme gelebilirken, ceza yargılamasında Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 44. maddesi kapsamında zorla getirme ve gelmeme nedeniyle oluşan giderlerin ödettirilmesi düzenlenmiştir.

Tanıklıktan veya yeminden haklı neden olmaksızın kaçınma hâllerinde ise her iki yargılama usulünde farklı yaptırımlar öngören ayrı hükümler bulunmaktadır.

Bu nedenle tanık olarak çağrılan kişinin hukuki durumu değerlendirilirken davetiyenin usulüne uygunluğu, çağrının hangi yargılama kapsamında yapıldığı, mazeretin bulunup bulunmadığı ve varsa tanıklıktan çekinme hakkının kanuni koşulları birlikte incelenmelidir.

Mahkemenin çağrısına katılmamak ile kanunen tanıklıktan çekinme hakkını kullanmak aynı hukuki işlem değildir.

Tanığın yasal hakları korunurken yargılama makamının maddi gerçeğe ulaşma ve delilleri toplama yükümlülüğünün de yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle tanıklık yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda belirleyici olan, kişinin yalnızca duruşmaya gitmemiş olması değil, çağrının ve katılmama nedeninin kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde değerlendirilmesidir.

🔍 Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hukuki sorularınızın yanıtlarını aramak için aşağıdaki formu kullanın

Popüler Arama Konuları

En çok aranan hukuki konularımıza göz atın: