Kiracınız Evi Boşalttı Ama Anahtarı Teslim Etmedi: Kira Borcu Devam Eder mi?
Kiracı taşınmazdaki eşyalarını tamamen çıkardı, elektrik ve su aboneliklerini kapattı, hatta başka bir eve taşındı. Ancak ev sahibine anahtarı teslim etmedi. Birkaç hafta sonra da “Ben zaten evi boşalttım, artık kira borcum yok” dedi. Peki gerçekten evi boşaltmak yeterli midir, yoksa kira borcunun sona ermesi için anahtarın da kiraya verene teslim edilmesi gerekir mi?
Bu sorunun cevabı Yargıtay uygulamasında oldukça nettir: Kiralananın yalnızca fiilen boşaltılması, iade borcunun yerine getirildiği anlamına gelmez. Anahtarın da usulüne uygun biçimde kiraya verene teslim edilmesi gerekir. Anahtar teslim edilmediği sürece kiralananın hâlen kiracının kullanımında olduğu kabul edilebilir ve kira sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülükler devam edebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/5738 E., 2019/2154 K. sayılı kararında bu ilke açıkça ifade edilmiş; kiracının kiralananı kullandığı kabul edilen süre boyunca kira bedeli ve ortak giderlerden sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Bu noktada “fiilî tahliye” ile “hukuki teslim” birbirinden ayrılmalıdır. Kiracı taşınmazı gerçekten boşaltmış olabilir; ancak ev sahibi anahtarı almamışsa veya anahtarın teslim edildiği ispatlanamıyorsa kira ilişkisinin sona erdiği tarih tartışmalı hâle gelir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025/3642 E., 2026/1143 K. sayılı güncel kararında da kiracının fiilen kullanımı sona ermiş olsa dahi anahtar teslim edilmedikçe iadenin gerçekleşmiş sayılamayacağı, kira bedeli ödeme yükümlülüğünün anahtar teslimine kadar devam edebileceği açıkça kabul edilmiştir.
Bu nedenle kiracının “Ben 1 Haziran’da çıktım” demesi, ev sahibinin ise “Anahtarı bana 15 Temmuz’da verdin” demesi hâlinde mahkemenin belirlemesi gereken temel mesele tahliye ve anahtar teslim tarihidir. Yargıtay’a göre kiracının ileri sürdüğü tahliye tarihini ev sahibi kabul etmiyorsa, kiralananın boşaltıldığını ve anahtarın teslim edildiğini ispat yükü kiracıya aittir. Kiracı bu tarihi ispatlayamazsa ev sahibinin kabul ettiği veya dosyadaki diğer delillerle ortaya çıkan daha sonraki tarih esas alınabilir.
Anahtar tesliminin ispatı bu nedenle kira uyuşmazlıklarında en kritik delillerden biridir. Uygulamada kiracılar anahtarı ev sahibinin kapısına bıraktığını, apartman görevlisine verdiğini, emlakçıya teslim ettiğini veya posta kutusuna attığını söyleyebilmektedir. Ancak bu yöntemlerin her biri hukuken güvenli değildir. Anahtarın gerçekten kiraya verene veya onun açıkça yetkilendirdiği kişiye teslim edildiğinin ispatlanması gerekir.
Yargıtay, anahtar tesliminin kira sözleşmesini sona erdiren hukuki sonuç doğuran bir vakıa olması nedeniyle, yıllık kira bedelinin HMK’daki senetle ispat sınırını aşması hâlinde anahtar teslim tarihinin kural olarak yazılı delille ispatlanması gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle yalnızca “komşum gördü” veya “arkadaşım yanımdaydı” şeklindeki tanık anlatımları her dosyada yeterli olmayabilir.
En güvenli yöntem, anahtarın kiraya verene teslim edildiğini gösteren yazılı bir anahtar teslim tutanağı düzenlemektir. Tutanakta taşınmazın adresi, anahtarın hangi tarihte ve saatte teslim edildiği, kaç adet anahtar verildiği, tarafların adı-soyadı ve imzaları açıkça bulunmalıdır. Mümkünse taşınmazın hangi durumda teslim edildiği de aynı tutanağa yazılmalıdır.
Kiraya veren anahtarı teslim almaya yanaşmıyorsa kiracı “Ben verdim, o almadı” diyerek anahtarı elinde tutmamalıdır. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre böyle bir durumda kiracı tevdi mahalli tayini isteyebilir veya anahtarı notere teslim ederek bu durumu kiraya verene bildirebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/5738 E., 2019/2154 K. ve 2020/3046 E., 2021/5851 K. sayılı kararlarında bu yöntem açık biçimde belirtilmiştir.
Ancak burada ince bir nokta vardır: Anahtarın yalnızca notere veya mahkemeye bırakılması da her durumda tek başına yeterli olmayabilir. Anahtarın tevdi edildiğinin kiraya verene usulüne uygun biçimde bildirilmesi gerekir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2020/3046 E., 2021/5851 K. sayılı kararında anahtar mahkemeye teslim edilmiş olmasına rağmen teslim bilgisinin kiraya verene tebliğ edilip edilmediği ayrıca incelenmiş, bunun tahliye tarihinin belirlenmesinde önemli olduğu kabul edilmiştir.
Dolayısıyla kiracı bakımından güvenli yol şu mantığa dayanır: Taşınmazı boşalt, anahtarı teslim et ve anahtarın teslim edildiğini ispatlayabilecek belge oluştur. Aksi hâlde aylar sonra ortaya çıkacak kira alacağı davasında “Ben zaten çıkmıştım” savunması yeterli olmayabilir.
Kiracının eşyalarını çıkarmış olması da tek başına teslim anlamına gelmez. Ev sahibi taşınmazı yeniden kiraya vermek, tadilat yapmak veya kullanmak için fiilen içeri giremiyorsa kiralananın hâlen kiracının zilyetliğinde bulunduğu kabul edilebilir. Anahtar bu nedenle yalnızca metal bir eşya değil, taşınmaz üzerindeki fiilî hâkimiyetin devrini gösteren temel unsurdur.
Kira borcunun hangi tarihe kadar devam edeceği, kiracının sözleşmeyi usulüne uygun zamanda mı sona erdirdiğine yoksa erken mi çıktığına göre de değişir. Eğer kiracı sözleşmenin sona erme dönemine uygun biçimde fesih bildiriminde bulunmuş ve anahtarı zamanında teslim etmişse kira ilişkisi ilgili tarihte sona erebilir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesi uyarınca kiracı, belirli süreli sözleşmenin bitiminden en az 15 gün önce bildirimde bulunmazsa sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzamış sayılır.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih bildiriminin yazılı yapılması da önemlidir. Bu nedenle “Ev sahibini aradım, çıkacağımı söyledim” şeklindeki sözlü bildirim özellikle uyuşmazlık çıktığında ciddi ispat sorunu yaratabilir. Kira ilişkisinin hangi tarihte sona erdiği, bildirim ile anahtar tesliminin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir.
Kiracı sözleşme süresini veya fesih dönemini beklemeden taşınmazdan çıkmışsa Türk Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi devreye girer. Bu hükme göre kiracının sözleşmeden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süre boyunca devam eder. Ancak kiracı bu süre dolmadan kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücü bulunan ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulursa sorumluluğu daha erken sona erebilir.
Burada çok sık yapılan bir hata vardır: Ev sahibi “Sözleşmenin bitmesine sekiz ay vardı, sekiz aylık kiranın tamamını isterim” diyemez. Kiracının erken tahliyesinde kural, sözleşmenin kalan bütün süresi kadar otomatik kira istemek değildir. TBK m.325 uyarınca kiracının sorumluluğu kiralananın aynı veya benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süreyle sınırlıdır. Ayrıca kiraya verenin de zararın büyümesini önlemek için makul çaba göstermesi gerekir.
Örneğin Ankara’da kolaylıkla bir ay içinde yeniden kiralanabilecek bir daire için ev sahibinin altı ay hiçbir ilan vermeden bekleyip ardından eski kiracıdan altı aylık kira talep etmesi her durumda kabul edilmeyebilir. Mahkeme, taşınmazın bulunduğu bölgeyi, kira bedelini, taşınmazın niteliğini, piyasa koşullarını ve yeniden kiraya verilmesi için makul kabul edilebilecek süreyi değerlendirebilir.
Ancak bütün bunların başlangıç noktası yine anahtar teslimidir. Kiracı taşınmazı boşalttığını iddia edip anahtarı elinde tutuyorsa, ev sahibinin yeniden kiralama yükümlülüğünden söz etmek güçleşir. Çünkü kiraya veren taşınmazı hukuken ve fiilen yeniden tasarruf edilebilir durumda teslim almamıştır. Bu nedenle erken tahliye dosyalarında anahtar teslim tarihi ile makul süre hesabı birbirinden ayrılmaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/4599 E., 2018/12416 K. sayılı kararında da kiracının anahtarı teslim ettikten sonra, erken tahliye nedeniyle benzer koşullarla yeniden kiraya verilebilecek makul süre boyunca kira sorumluluğunun gündeme gelebileceği; buna karşılık kiraya verenin de zararın artmasını önlemek için taşınmazı yeniden kiraya verme konusunda çaba göstermesi gerektiği belirtilmiştir.
Kiracı “Anahtarı emlakçıya bıraktım” diyorsa, emlakçının ev sahibi adına anahtar teslim almaya yetkili olup olmadığı önemlidir. Ev sahibi açıkça emlakçıya teslim yetkisi vermişse veya önceki yazışmalardan bu yetki açık biçimde anlaşılıyorsa teslim geçerli kabul edilebilir. Ancak kiracı kendi seçtiği herhangi bir emlak ofisine anahtarı bırakıp bunun ev sahibine teslim olduğu sonucunu çıkaramaz.
Aynı durum apartman görevlisi, güvenlik görevlisi veya komşu bakımından da geçerlidir. Ev sahibinin açık yetkilendirmesi yoksa “Anahtarı kapıcıya verdim” savunması risklidir. Kiracının teslim yükümlülüğü, anahtarın rastgele üçüncü kişiye bırakılmasıyla değil, kiraya verenin fiilen tasarruf edebileceği şekilde kendisine veya yetkili temsilcisine teslim edilmesiyle sona erer.
Anahtarın kargo ile gönderilmesi de ispat sorunu yaratabilir. Kargo paketi gerçekten anahtarı içeriyor muydu, kim teslim aldı, ev sahibinin teslimden haberi oldu mu gibi tartışmalar çıkabilir. Bu nedenle noter veya açık imzalı teslim tutanağı çok daha güvenli yöntemdir.
Kiracı anahtarı ev sahibinin posta kutusuna bırakmışsa da aynı risk mevcuttur. Anahtarın hangi tarihte bırakıldığı ve ev sahibinin gerçekten teslim aldığı ispatlanamazsa kira borcunun sona erme tarihi tartışmalı kalır.
Ev sahibi de anahtar tesliminden kaçınarak kira borcunu yapay biçimde büyütemez. Kiracı usulüne uygun şekilde taşınmazı teslim etmek istiyor ancak kiraya veren “Anahtarı almıyorum, sözleşme devam ediyor” diyorsa kiracı noter veya tevdi mahalli yoluyla teslimi tamamlayabilir. Böylece ev sahibinin teslimden kaçınması nedeniyle kiracının sınırsız biçimde kira borçlandırılması önlenir.
Bu noktada noter ihtarnamesinin içeriği de önemlidir. Sadece “Evi boşalttım” yazılması yerine taşınmazın hangi tarihte tahliye edildiği, anahtarın nerede bulunduğu, teslim için hangi tarih ve saatte hazır olunacağı veya anahtarın noter/tevdi mahalline bırakıldığı açıkça belirtilmelidir.
Kiraya veren anahtar teslimi sırasında taşınmazın durumunu da hemen kontrol etmelidir. Çünkü Türk Borçlar Kanunu’nun 334 ve 335. maddeleri çerçevesinde kiracının kiralananı geri verme borcu ve kiraya verenin teslim sırasında eksiklikleri inceleyip bildirme yükümlülüğü gündeme gelir. Anahtar teslim tutanağında hasar, eksik demirbaş, sayaç değerleri ve taşınmazın genel durumu belirtilirse daha sonra açılabilecek depozito veya hasar uyuşmazlıkları da önemli ölçüde azalır.
Kiracı kira bedellerini anahtar teslimine kadar ödemiş ancak aidatları ödememiş olabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2019/2154 sayılı kararında anahtar teslim edilmediği süre boyunca kiracının kira bedeli yanında ortak giderlerden de sorumlu olabileceği belirtilmiştir. Ancak hangi aidat kalemlerinin kiracıya ait olduğu, Kat Mülkiyeti Kanunu ve kira sözleşmesi çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Elektrik, su ve doğalgaz aboneliğinin kapatılması da teslimin kesin kanıtı değildir. Abonelik kapatma işlemi kiracının taşınmazı kullanmayı bıraktığını gösterebilir; ancak anahtarın kiraya verene geçtiğini ispatlamaz. Aynı şekilde yeni adrese taşınma belgesi, başka yerde kira sözleşmesi veya e-Devlet adres değişikliği fiilî taşınmayı destekler, fakat hukuki teslim tarihinin yerine geçmez.
Kiracının evi boşaltıp fotoğraf veya video çekmesi de yararlıdır ancak yine tek başına anahtar teslimini ispatlamaz. Video, taşınmazın boş olduğunu ve teslim anındaki durumunu gösterir; anahtar teslim tutanağı ise hukuki ilişkinin sona erme tarihini ortaya koyar. En güvenli dosya her ikisinin birlikte bulunduğu dosyadır.
Ev sahibi açısından da “Anahtarı hiç almadım” savunmasının kötü niyetli kullanılmaması gerekir. Kiracı anahtarı noter aracılığıyla usulüne uygun teslim etmiş, bu durum ev sahibine tebliğ edilmiş ve taşınmaz artık ev sahibinin tasarrufuna bırakılmışsa, kiraya veren sırf daha fazla kira alacağı yaratmak için teslimi yok sayamaz.
Anahtarın teslim edildiği günün kira bedeline etkisi de dosyanın özelliklerine göre hesaplanabilir. Tarafların aylık kira ödeme günü, sözleşmenin sona erme tarihi ve erken tahliye olup olmadığı birlikte değerlendirilir. Teslim ayın ortasında gerçekleşmişse hangi döneme ilişkin kira borcunun doğduğu, sözleşme ve somut olaya göre belirlenir.
Depozito bakımından da anahtar teslimi kritik tarihtir. Kiracı taşınmazı ve anahtarı teslim ettikten sonra ev sahibi kiralanandaki hasarları inceleyebilir ve varsa gerçek alacaklarını güvence bedeliyle ilişkilendirebilir. Kiracı hâlâ anahtarı teslim etmemişse “Depozitomu hemen geri verin” talebi de kira ilişkisinin sona erip ermediği tartışmasıyla karşılaşabilir.
Kiracı taşınmazı boşaltıp anahtarı teslim etmiş ancak sözleşme süresinden önce ayrılmışsa, depozitonun tamamı otomatik olarak ev sahibine kalmaz. Ev sahibinin gerçek kira kaybı, hasar veya diğer alacakları varsa bunlar hesaplanır; kalan güvence kiracıya iade edilmelidir. Erken tahliye bir “depozito yanar” sistemi değildir.
Kiraya veren taşınmazı anahtar tesliminden hemen sonra başka kişiye kiralarsa eski kiracıdan aynı dönem için kira bedeli talep edemez. TBK m.325 açıkça kiraya verenin taşınmazı başka şekilde kullanarak elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları hesaptan düşmesini öngörmektedir.
Örneğin eski kiracı 1 Mart’ta anahtarı teslim etmiş ve taşınmaz 15 Mart’ta yeni kiracıya verilmişse, eski kiracıdan 1 Nisan, Mayıs ve Haziran aylarının kirasının ayrıca istenmesi mümkün değildir. Somut hesap, sözleşme koşulları ve yeni kiralamanın başlangıç tarihine göre yapılır.
Kiracı yeni ve uygun bir kiracı adayı bulmuşsa bu da TBK m.325 bakımından önemlidir. Kanuna göre kiracı makul süre dolmadan, kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır bir kişiyi önerirse kendi kira borcu daha erken sona erebilir. Kiraya veren sırf eski kiracıdan kira almak amacıyla makul bir adayı hiçbir gerekçe olmadan reddederse bunun sonuçları ayrıca değerlendirilir.
Ancak önerilen kişinin gerçekten ödeme gücüne sahip ve sözleşmeyi devralmaya hazır olması gerekir. Yalnızca “Arkadaşım belki kiralar” demek yeterli değildir. Kiracı, adayın somut olarak taşınmazı kiralamaya hazır olduğunu gösterebilmelidir.
Kira borcu nedeniyle icra takibi başlatılmışsa kiracının anahtar teslim tarihini yine belgeyle ortaya koyması gerekebilir. Ev sahibi “Temmuz’a kadar anahtar bendeydi” diyorsa ve kiracı yalnızca “Nisan’da çıktım” diyebiliyorsa aradaki ayların kira bedeli ciddi uyuşmazlık konusu olabilir.
Kira ilişkisinden kaynaklanan alacak ve tahliye uyuşmazlıklarında, 1 Eylül 2023’ten itibaren kural olarak dava açmadan önce dava şartı arabuluculuğa başvurulması gerekir. İlamsız icra yoluyla tahliye bu kapsamın istisnalarındandır. Adalet Bakanlığı da kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların 1 Eylül 2023 itibarıyla zorunlu arabuluculuk kapsamına alındığını açıkça belirtmektedir.
Bu nedenle ev sahibi anahtar teslim edilmediği gerekçesiyle kira alacağı veya tazminat davası açacaksa, uyuşmazlığın niteliğine göre öncelikle arabuluculuk süreci gündeme gelir. Aynı şekilde kiracı fazla alınan kira veya depozitonun iadesini dava etmek istiyorsa kira uyuşmazlığı bakımından bu dava şartını dikkate almalıdır.
Uyuşmazlık mahkemeye taşındığında sözleşme, ihtarnameler, anahtar teslim tutanağı, noter belgeleri, WhatsApp yazışmaları, banka dekontları, apartman kayıtları ve yeni kiracıyla yapılan sözleşme önemli deliller olacaktır.
WhatsApp mesajları özellikle teslimin kabul edildiğini gösterebilir. Örneğin ev sahibi “Anahtarı yarın ofisime bırakabilirsiniz” demiş ve ertesi gün “Anahtarı aldım, teşekkürler” şeklinde mesaj göndermişse bu yazışma teslim tarihini ispat bakımından önemli olabilir. Ancak yalnızca kiracının tek taraflı “Anahtarı bıraktım” mesajı aynı güçte değildir.
Kiraya verenin yeni kiracı aramak için verdiği ilanların tarihleri de erken tahliye dosyasında önem taşıyabilir. Ev sahibi anahtarı teslim aldıktan sonra aylarca hiçbir şey yapmamışsa makul süre tazminatı bakımından zararı azaltma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği tartışılabilir.
Yargıtay’ın 2026 tarihli kararında da anahtar teslim edilene kadar kira bedeli sorumluluğunun devam edeceği bir kez daha açık biçimde vurgulanmıştır. Bu karar özellikle “Fesih bildirimi yaptım, artık kira borcum yok” savunmasının tek başına yeterli olmadığını gösterir. Kiracı usulüne uygun fesih bildiriminde bulunmuş olsa bile kiralananı fiilen ve hukuken iade etmemişse anahtar teslimine kadar kira bedeli gündeme gelebilir.
Bu nedenle kira ilişkilerinde üç ayrı tarih birbirine karıştırılmamalıdır: fesih bildiriminin yapıldığı tarih, kiracının fiilen taşındığı tarih ve anahtarın hukuken teslim edildiği tarih. Bu üç tarih aynı gün olabilir; ancak çoğu uyuşmazlıkta farklıdır ve kira borcunun hangi güne kadar devam edeceği tam olarak bu ayrım üzerinden belirlenir.
Sonuç olarak kiracının evi boşaltmış olması kira borcunu kendiliğinden sona erdirmez. Yargıtay’ın yerleşik ve 2026 yılında da devam eden uygulamasına göre kiralananın iadesinin temel göstergesi anahtarın kiraya verene usulüne uygun biçimde teslim edilmesidir. Anahtar teslim edilmedikçe kiralananın kiracının kullanımında olduğu kabul edilebilir ve kira bedeli başta olmak üzere sözleşmeden doğan yükümlülükler devam edebilir.
Kiraya veren anahtarı almıyorsa çözüm anahtarı elde tutmak değildir; noter veya tevdi mahalli yoluyla teslimi belgelemek gerekir. Kiracı erken çıkmışsa da kira borcu sınırsız biçimde sözleşmenin sonuna kadar devam etmez; TBK m.325 kapsamında taşınmazın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul süre ve kiraya verenin zararı azaltma yükümlülüğü dikkate alınır.
Bu nedenle kira ilişkisinin sonunda en önemli cümle “Evi boşalttım” değil, “Anahtarı şu tarihte ve şu belgeyle teslim ettim” cümlesidir. Çünkü kira dosyasında birkaç aylık borcun doğup doğmadığını çoğu zaman taşınma tarihi değil, ispatlanabilen anahtar teslim tarihi belirler.

