Dava ve Ceza Zamanaşımı Nedir, Şartları Nelerdir?
Ceza hukukunda zamanaşımı kavramı, suç işleyen kişinin belirli bir süre geçtikten sonra yargılanamaması veya hakkında verilen cezanın infaz edilememesi sonucunu doğuran hukuki bir kurumdur. Zamanaşımı, kamu düzenine ilişkin olup, hem toplumun yargılama isteğinin zamanla zayıflaması hem de bireylerin belirsizlik içerisinde uzun süre tutulmaması gerekçelerine dayanır. Türk Ceza Kanunu’nda dava zamanaşımı ve ceza zamanaşımı olmak üzere iki ayrı zamanaşımı türü düzenlenmiştir.
Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belirli bir süre içinde kamu davası açılmamış veya açılan dava sonuçlandırılmamışsa ceza davasının düşmesine yol açar. TCK’nın 66. maddesine göre dava zamanaşımı süreleri suçun kanunda öngörülen cezasına göre değişmektedir. Buna göre; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 30 yıl, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 25 yıl, 20 yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda 20 yıl, 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda 15 yıl, 5 yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda ise 8 yıl dava zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Ancak dava zamanaşımı süreleri bazı hallerde kesilmekte veya durmaktadır. Zamanaşımını kesen sebepler arasında şüpheli veya sanığın sorguya çekilmesi, iddianamenin kabul edilmesi, mahkûmiyet kararı verilmesi gibi usuli işlemler bulunmaktadır. Zamanaşımını durduran sebepler ise sanığın yasama dokunulmazlığına sahip olması veya dava konusu suçun yargılanmasının izin veya karar şartına bağlı olması gibi hukuki engellerdir.
Ceza zamanaşımı ise, kesinleşmiş bir mahkeme kararının infazının belirli süre geçmesiyle birlikte yapılamaması anlamına gelir. Türk Ceza Kanunu’nun 68. maddesi ceza zamanaşımı sürelerini düzenlemiştir. Buna göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında 40 yıl, müebbet hapis cezasında 30 yıl, 20 yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında 24 yıl, 5 yıldan fazla hapis cezalarında 20 yıl, 5 yıla kadar hapis ve adli para cezalarında ise 10 yıl ceza zamanaşımı söz konusudur. Ceza zamanaşımı da dava zamanaşımı gibi kesilme ve durma sebeplerine tabidir. Kesilme hallerinde süre yeniden işlemeye başlar, durma hallerinde ise engel kalkıncaya kadar işlememektedir.
Zamanaşımı kurumunun uygulanabilmesi için suçun niteliğine de bakmak gerekir. Türk Ceza Kanunu’nda bazı suçlar için zamanaşımı öngörülmemiştir. TCK m. 66/6’ya göre insanlığa karşı suçlar ile Anayasa’nın düzenini ortadan kaldırmaya yönelik suçlar zamanaşımına tabi değildir. Bunun yanı sıra çocuklara karşı işlenen bazı ağır cinsel suçlarda da zamanaşımı süreleri farklı düzenlemelerle uzatılmıştır.
Yargıtay kararları zamanaşımı uygulamasında yol gösterici niteliktedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/4-1520 E., 2014/155 K. sayılı kararında zamanaşımının kamu düzenine ilişkin olduğunu, mahkemelerin bunu re’sen gözetmek zorunda bulunduğunu açıkça vurgulamıştır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2019/4732 E., 2020/3154 K. sayılı kararında dava zamanaşımı süresi dolan davanın, sanığın talebi olmasa dahi düşme kararı ile sonuçlanması gerektiği belirtilmiştir.
Dava ve ceza zamanaşımının şartları bakımından temel nokta, kanunda öngörülen sürelerin geçmesi ve bu sürelerin kesilme veya durma nedenleriyle etkilenmemesidir. Ayrıca zamanaşımı süreleri her somut olayda suçun vasfı, öngörülen ceza miktarı, yapılan yargılama işlemleri ve hukuki engeller dikkate alınarak hesaplanır. Zamanaşımı dolmuşsa artık dava açılması veya cezanın infazı mümkün değildir.
Sonuç olarak dava zamanaşımı, devletin cezalandırma yetkisinin belirli süre içinde kullanılmaması halinde kamu davasının düşmesini; ceza zamanaşımı ise kesinleşmiş cezaların belirli bir süre sonra infaz edilememesini ifade etmektedir. Her iki kurum da hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı, sanığın belirsizlik içinde süresiz bir baskı altında kalmasını önlerken, devletin cezalandırma yetkisinin de sınırsız olmadığını ortaya koyar.

