Telefon
WhatsApp
İnstagram

Banka Hesabınıza Bloke Konuldu: Savcılık mı Banka mı Kaldırabilir?

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

Banka Hesabınıza Bloke Konuldu: Savcılık mı Banka mı Kaldırabilir?

Banka Hesabınıza Bloke Konuldu: Savcılık mı Banka mı Kaldırabilir?

107 Görüntüleme 27 Eylül 2026, 11:09

Bir sabah mobil bankacılık uygulamasına girdiniz ve hesabınızdaki parayı kullanamadığınızı fark ettiniz. FAST yapamıyor, ATM’den para çekemiyor, kartınızla ödeme gerçekleştiremiyor ve bankayı aradığınızda yalnızca “hesabınızda bloke bulunmaktadır” cevabını alıyorsunuz. Kimi zaman müşteri temsilcisi “MASAK kaynaklı olabilir”, kimi zaman “savcılık blokesi var”, kimi zaman ise “güvenlik incelemesi devam ediyor” demektedir. Peki bütün bu ifadeler aynı anlama mı gelir? Banka kendi başına hesabınızı bloke edebilir mi, MASAK blokesi kaç gün sürebilir, savcılık kararını banka kaldırabilir mi ve hesabınızdaki bütün para mı yoksa yalnızca şüpheli işlem tutarı mı kısıtlanabilir?

Öncelikle “hesaba bloke konuldu” ifadesinin tek bir hukuki işlemi anlatmadığını bilmek gerekir. Günlük dilde aynı kelime kullanılsa da banka hesabındaki kısıtlama, bankanın kendi güvenlik tedbirinden, MASAK mevzuatı kapsamında işlemin ertelenmesinden, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında hesabın askıya alınması veya hesaptaki paraya elkoymadan, icra haczinden ya da kamu alacağı nedeniyle elektronik hacizden kaynaklanabilir. Bu işlemlerin hukuki dayanakları, süreleri ve kaldırılma yolları birbirinden tamamen farklıdır. Bu nedenle ilk sorulması gereken soru “Blokeyi nasıl kaldırırım?” değil, “Hesabımdaki kısıtlama hangi hukuki işleme dayanıyor?” olmalıdır.

Banka içi güvenlik blokesi ile adli bloke arasındaki ayrım özellikle önemlidir. Bankalar, müşterilerini tanıma, işlem güvenliği, dolandırıcılığın önlenmesi ve suç gelirlerinin aklanmasının engellenmesi kapsamında belirli işlemleri inceleyebilir. Bankanın normal müşteri profilinden ciddi biçimde farklı bir para hareketi, kısa sürede çok sayıda hesaptan para girişi ve çıkışı, yeni cihazdan yapılan yüksek tutarlı transfer, olağan dışı IP veya cihaz değişiklikleri gibi durumlar bankanın güvenlik mekanizmalarını harekete geçirebilir. Böyle bir durumda kısıtlamanın kaynağı doğrudan bir mahkeme veya savcılık kararı olmayabilir.

Ancak bankanın mevzuata uyum amacıyla işlem incelemesi yapabilmesi, müşterinin parasını gerekçesiz ve sınırsız süreyle kullanılamaz hâle getirebileceği anlamına gelmez. Kısıtlamanın hangi hukuki veya sözleşmesel gerekçeye dayandığı, kapsamı ve devam etmesini gerektiren şartların bulunup bulunmadığı somut olayda incelenmelidir. Müşterinin bu nedenle ilk aşamada bankaya yazılı başvuru yaparak kısıtlamanın banka içi bir tedbir mi yoksa dışarıdan gelen bir adli veya idari karar mı olduğunu sorması son derece önemlidir.

2025 sonunda yapılan önemli bir kanun değişikliği, bu alanı daha da dikkatle değerlendirmeyi gerektirmektedir. 7571 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen CMK m.128/A, belirli bilişim bağlantılı suçlarda banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarına hesabı 48 saate kadar askıya alma imkânı tanımıştır. Düzenleme 25 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

CMK m.128/A her türlü şüpheli işlem için uygulanabilecek genel bir bloke hükmü değildir. Madde özellikle TCK m.142/2-e kapsamındaki nitelikli hırsızlık, TCK m.158/1-f ve 158/1-l kapsamındaki belirli nitelikli dolandırıcılık halleri ile TCK m.245 kapsamındaki banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları bakımından düzenlenmiştir. Bu suçların işlendiğine dair makul şüphe bulunması hâlinde, suçta kullanılan banka, ödeme veya kripto hesabı ilgili finans kuruluşu tarafından 48 saate kadar askıya alınabilir.

Bu yeni düzenleme özellikle dolandırıcılık olaylarında önemlidir. Örneğin mağdur “kendini banka görevlisi olarak tanıtan kişiye para gönderdim” diyerek bankasına başvurduğunda, paranın ulaştığı hesabın suçta kullanıldığına dair makul şüphe ortaya çıkarsa ilgili finans kuruluşu hesabı geçici olarak askıya alabilir. Bu sistemin amacı, paranın saniyeler içinde başka hesaplara dağıtılmasını veya kripto varlıklara çevrilmesini önlemektir.

Ancak 48 saatlik askıya alma ile hesaptaki paraya adli olarak elkonulması aynı şey değildir. Askıya alma geçici ilk tedbirdir. Finans kuruluşu askıya alma işlemini ve hesap hareketlerini bütün bilgi ve belgeleriyle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirmek zorundadır. Hesap sahibine de askıya alma işleminin bildirimi yapılır. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir ve savcının bu başvuru hakkında 24 saat içinde karar vermesi gerekir.

Bu nedenle banka tarafından CMK m.128/A kapsamında verilmiş bir askıya alma kararında “Banka hiçbir şey yapamaz, yalnız savcılık kaldırabilir” demek tam olarak doğru değildir. İlk askıya alma işlemini banka veya diğer finans kuruluşu uygulayabilir; ancak işlem savcılığa derhal bildirilir ve hesap sahibinin kaldırma başvurusu Cumhuriyet savcısı tarafından değerlendirilir. 48 saat içinde başka bir adli tedbir kararı alınmamış ve kısıtlamayı devam ettiren başka hukuki neden bulunmuyorsa ilk askıya alma tedbirinin devam etmemesi gerekir.

Buna karşılık 48 saatlik süre içinde hâkim kararı veya şartları varsa Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle suça konu menfaate elkoyma uygulanmışsa hukuki durum değişir. Artık hesap yalnızca bankanın geçici askıya alma işlemine değil, ceza soruşturması kapsamındaki adli elkoyma tedbirine dayanılarak kısıtlanmaktadır. Bu nedenle “48 saat geçti, banka hesabı mutlaka açmak zorunda” cümlesi her olay bakımından doğru değildir. Önce 48 saat içinde yeni bir elkoyma kararı verilip verilmediği araştırılmalıdır.

CMK m.128 kapsamında verilen klasik malvarlığına elkoyma kararları da CMK m.128/A’dan ayrılmalıdır. CMK m.128, belirli suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunan malvarlığı değerleri, hak ve alacaklar ile banka hesapları üzerine elkoymayı düzenlemektedir. Bu tedbir kural olarak hâkim kararıyla uygulanır. Bu nedenle bankadaki kısıtlamanın dayanağı hâkim tarafından verilmiş bir elkoyma kararıysa banka şubesi “inceledik ve blokeyi kaldırdık” diyemez. Banka adli kararın muhatabıdır ve karar kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar uygulamak zorundadır.

MASAK kapsamında uygulanan işlemin ertelenmesi ise yine farklı bir hukuki mekanizmadır. MASAK’ın resmi açıklamasına ve 13 Sıra No’lu MASAK Genel Tebliği’ne göre, işleme konu malvarlığının aklama veya terörizmin finansmanı suçuyla ilişkili olduğuna dair şüpheyi destekleyen belge veya ciddi emare bulunması hâlinde yükümlü, şüpheli işlem bildirimini “işlemin ertelenmesi” talebiyle gönderebilir ve belirli şartlarda işlem geçici olarak gerçekleştirilmez. Bu kapsamda erteleme, şüpheli işlem bildiriminin yapıldığı tarihten itibaren yedi iş gününü geçemez.

Buradaki yedi iş günü kuralı kamuoyunda çok sık yanlış anlaşılmaktadır. “MASAK blokesi en fazla yedi iş günüdür, sekizinci gün hesap mutlaka açılır” şeklindeki ifade eksiktir. Yedi iş günlük üst sınır, 5549 sayılı Kanun m.19/A kapsamındaki belirli işlem ertelemesi bakımındandır. Bu süre içinde başka bir tedbir veya adli karar verilirse hesabın veya paranın kısıtlı kalması devam edebilir. Dolayısıyla yedi iş günü dolduğu hâlde hesap hâlâ kullanılamıyorsa, mevcut kısıtlamanın artık hangi hukuki dayanağa dayandığı yeniden sorulmalıdır.

Bu ayrım uygulamada hayati önem taşır. Banka çalışanının telefonda “MASAK blokesi” demesi hukuken yeterli değildir. Müşteri temsilcisi bazen yalnızca sistemdeki genel kısıtlama kodunu görebilir ve kısıtlamanın gerçek hukuki dayanağı merkez hukuk veya uyum biriminde bulunabilir. Bu nedenle mutlaka yazılı olarak, “Kısıtlama hangi kurum veya makamın hangi tarihli ve sayılı kararına dayanmaktadır?” diye sorulmalıdır.

Bankaya yapılacak yazılı başvuruda mümkünse şu bilgilerin istenmesi gerekir: blokeyi koyan kurum veya makam, işlem veya karar tarihi, varsa soruşturma veya dosya numarası, kısıtlanan hesap veya hesaplar, bloke edilen miktar, bütün hesaba mı yoksa yalnızca belirli tutara mı kısıtlama uygulandığı ve banka kendi kararıyla hareket ediyorsa bu işlemin hukuki veya sözleşmesel dayanağı. Bu bilgiler öğrenilmeden yapılan genel “hesabımı açın” başvuruları çoğu zaman gerçek problemi çözmez.

Özellikle yalnızca tek bir şüpheli transfer nedeniyle hesabın tamamına uzun süre erişimin engellenmesi hâlinde ölçülülük meselesi gündeme gelir. Hesaba 50.000 TL şüpheli para girmiş ancak hesapta yıllardır bulunan, kaynağı maaş veya ticari gelirle açıklanabilen 800.000 TL bulunuyorsa, bütün paranın neden kısıtlandığının hukuki dayanağı ayrıca incelenmelidir. Tedbirin amacı suçla ilişkili menfaati koruma altına almak olduğundan kısıtlamanın kapsamı ile amaç arasında makul oran bulunması gerekir.

CMK m.128/A da askıya alınan hesaptaki suça konu menfaat kavramını elkoyma aşamasında ayrıca kullanmaktadır. Bu nedenle dosyada hangi para hareketinin suçla ilişkilendirildiğinin açık biçimde belirlenmesi önemlidir. Hesabın tamamındaki her TL’nin otomatik olarak suç geliri sayılması mümkün değildir. Ancak para akışının birbirine karıştığı, şüpheli tutarın hemen farklı işlemlerle dağıtıldığı veya kaynağın ayrıştırılamadığı dosyalarda teknik inceleme daha karmaşık hâle gelebilir.

İşte bu nedenle hesap hareketleri en temel delildir. Kısıtlanan hesaba giren paranın kimden geldiği, açıklamasının ne olduğu, neden gönderildiği, para geldikten sonra nereye aktarıldığı ve hesap sahibinin gönderen kişiyle ilişkisi ayrıntılı olarak incelenir. Ticari satış, kira, borç geri ödemesi veya hizmet bedeli gibi meşru bir işlem varsa bunu gösteren sözleşme, fatura, mesaj veya diğer belgelerin sunulması son derece önemlidir.

Örneğin internet üzerinden ikinci el telefon sattınız ve alıcı hesabınıza 35.000 TL gönderdi. Daha sonra paranın, dolandırıcılık mağdurundan elde edildiği iddia edilerek hesabınız kısıtlandı. Böyle bir dosyada yalnızca “Ben dolandırıcı değilim” demek yeterli olmaz. Telefon ilanı, alıcıyla WhatsApp yazışmaları, kargo teslim belgesi, ürünün seri numarası, satış tarihi ve ödeme açıklaması birlikte sunulmalıdır. Böylece hesabınıza gelen paranın gerçek bir satış karşılığı olduğuna ilişkin hukuki açıklama güçlendirilir.

Buna karşılık kişi hesabını başkasına kullandırmış, gelen paraların kaynağını sormamış, komisyon karşılığında hemen kripto hesabına veya farklı IBAN’lara aktarmışsa dosyanın değerlendirmesi tamamen farklılaşabilir. Para akışının yapısı, işlem sıklığı, komisyon ilişkisi, cihaz ve IP kayıtları, ATM görüntüleri ve iletişim içerikleri hesabın suçta bilinçli olarak kullanılıp kullanılmadığı konusunda önem kazanır.

Bu tür soruşturmalarda bankanın fraud ve güvenlik kayıtları da önemli delillerdir. İşlemin hangi cihazdan yapıldığı, yeni cihaz tanımlaması olup olmadığı, IP adresleri, mobil bankacılık oturumları, SMS veya mobil onay kayıtları, işlem öncesi limit değişiklikleri ve güvenlik uyarıları incelenebilir. Hesap sahibi “Ben yapmadım” diyorsa yalnızca hesap hareketinin varlığı değil, işlemi teknik olarak kimin gerçekleştirdiği de araştırılmalıdır.

Hesabın kimlik avı veya uzaktan erişim yazılımı yoluyla ele geçirildiği durumlarda cihaz incelemesi önem kazanır. Telefonda veya bilgisayarda uzaktan bağlantı programı bulunması, sahte banka sayfasına giriş yapılması, SMS doğrulama kodlarının üçüncü kişiye aktarılması ya da SIM değişikliği yapılması, hesap sahibinin de dolandırıcılık mağduru olabileceğini gösterebilir.

Bu nedenle “Para benim hesabımdan geçti, demek ki suç benim” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılamaz. Ceza sorumluluğu şahsidir. Hesabın suçta kullanılmış olması ile hesap sahibinin suça kastıyla iştirak etmiş olması aynı şey değildir. Ancak hesap sahibinin para hareketlerinden haberdar olup olmadığı, menfaat elde edip etmediği ve hesabı başkasına bilerek kullandırıp kullandırmadığı soruşturmanın merkezinde olacaktır.

Peki savcılık kaynaklı bir bloke nasıl kaldırılır?

Öncelikle soruşturma dosyasının ve kararın tespit edilmesi gerekir. Bankadan alınan dosya bilgisi, UYAP Vatandaş Portal veya avukat aracılığıyla yapılan inceleme bu konuda yol gösterebilir. Daha sonra kısıtlamanın hukuki dayanağına göre Cumhuriyet başsavcılığına, sulh ceza hâkimliğine veya kararı veren mahkemeye başvuru yapılır.

CMK m.128/A kapsamındaki 48 saatlik askıya alma bakımından hesap sahibi doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına kaldırma başvurusu yapabilir ve savcı bu başvuruyu 24 saat içinde karara bağlamak zorundadır. Bu süreler, özellikle yeni düzenlemenin en önemli güvencelerinden biridir.

Buna karşılık hâkim tarafından verilmiş elkoyma kararında CMK’nın itiraz hükümleri çerçevesinde başvuru yapılması gerekir. Başvuruda “Bu para benimdir, blokeyi kaldırın” şeklindeki soyut anlatımdan çok, paranın meşru kaynağını ve suçla ilgisizliğini ortaya koyan belgeler önemlidir.

Örneğin hesap maaş hesabıysa bordrolar ve işveren kayıtları, ticari hesapsa faturalar ve sözleşmeler, araç satışından para geldiyse noter satış belgesi, taşınmaz satışından geldiyse tapu işlemleri, borç geri ödemesiyse geçmiş banka hareketleri ve borç ilişkisini gösteren belgeler dosyaya sunulabilir.

MASAK kapsamındaki işlem ertelemesinde ise öncelikle bunun gerçekten 5549 sayılı Kanun m.19/A kapsamında olup olmadığı belirlenmelidir. Yedi iş günlük erteleme süresi içinde kararın niteliğine göre işlem gerçekleştirilmeyebilir. Süre sonunda hâlâ kısıtlama varsa MASAK işlemi dışında yeni bir hukuki dayanak doğup doğmadığı araştırılmalıdır.

Banka kendi iç güvenlik tedbirini uyguluyorsa yol farklıdır. Bu durumda öncelikle bankanın şube, müşteri hizmetleri veya genel müdürlük kanalıyla yazılı başvuru yapılması, talep edilen kimlik ve işlem belgelerinin sunulması ve kısıtlamanın hangi nedene dayanarak devam ettiğinin açıklanmasının istenmesi gerekir. Bankanın kendi güvenlik tedbirini kaldırması için savcılıktan karar almak her olayda gerekli değildir; çünkü ortada adli karar bulunmayabilir.

Ancak bankanın “güvenlik” gerekçesini kullanarak adli veya idari bir karar olmadığı hâlde hesabı çok uzun süre ve hiçbir somut açıklama yapmadan kullanıma kapalı tutması, bankanın sözleşmeden ve bankacılık hizmetinden doğan yükümlülükleri bakımından ayrıca tartışılabilir. Müşterinin gerçekten uğradığı zarar varsa koşullarına göre tazminat talepleri de gündeme gelebilir.

Örneğin işletmenin bütün ticari hesabı gerekçesiz biçimde kapatılmış, maaş ödemeleri yapılamamış, çekler karşılıksız kalmış veya ciddi ticari zarar oluşmuşsa bu zararla bankanın hukuka aykırı işlemi arasındaki nedensellik ayrıca incelenebilir. Ancak her güvenlik blokesi otomatik olarak bankanın tazminat sorumluluğunu doğurmaz. Bankanın mevzuattan doğan güvenlik ve uyum yükümlülükleri de değerlendirmeye katılır.

Hesaptaki kısıtlamanın icra haczinden kaynaklanması hâlinde ise MASAK veya savcılığa başvurmak sonuç vermez. İcra müdürlüğü tarafından gönderilmiş haciz ihbarnamesi veya elektronik haciz varsa dosya numarası üzerinden icra takibi incelenmelidir. Borcun ödenmesi, haczin kaldırılması, haczedilmezlik şikâyeti veya diğer icra hukuku yolları gündeme gelebilir.

Özellikle maaş hesapları bakımından “maaşın tamamı bloke edilebilir mi?” sorusu ayrıca değerlendirilmelidir. İşçi ücretlerinin haczedilebilir kısmı bakımından İcra ve İflas Kanunu’ndaki sınırlamalar uygulanabilir. Ancak hesapta yalnızca maaş değil farklı gelirler de bulunuyorsa veya kısıtlama ceza soruşturmasındaki elkoymadan kaynaklanıyorsa hukuki değerlendirme farklılaşır. Bu nedenle mobil uygulamada “blokeli bakiye” görmek tek başına haczin türünü göstermez.

Vergi borçları veya diğer kamu alacakları nedeniyle uygulanan e-hacizde de 6183 sayılı Kanun hükümleri gündeme gelir. Bu durumda kısıtlamanın kaldırılmasını banka şubesi değil ilgili tahsil dairesi ve gerektiğinde vergi yargısı süreci belirler.

Bu kadar farklı bloke türü bulunmasının pratik sonucu şudur: aynı mobil bankacılık ekranı, birbirinden tamamen farklı beş hukuki uyuşmazlığı gösterebilir. Bu nedenle banka hesabı bloke edilen kişinin ilk 24 saatte mümkün olduğunca çok yazılı bilgi toplaması gerekir.

Öncelikle mobil uygulamadaki uyarının, SMS’in ve işlem yapılamadığı ekranın tarih ve saat bilgisiyle ekran görüntüsü alınmalıdır. Bankaya yazılı başvuru yapılmalı, mümkünse cevap kayıt numarası alınmalıdır. UYAP ve e-Devlet üzerinden mevcut icra veya adli dosyalar kontrol edilmeli, şüpheli para hareketleri varsa bunların dayanak belgeleri hazırlanmalıdır.

Bankanın “bilgi veremiyoruz” cevabı da her durumda yeterli değildir. Şüpheli işlem bildirim sisteminde müşteriye bildirimin içeriğini açıklamama yükümlülüğü bulunabilir; çünkü MASAK Genel Tebliği, şüpheli işlem bildirimi sırasında müşterinin bildirim yapılacağından şüphelenmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmasını öngörür. Ancak bu durum, hesap sahibinin hesabı üzerindeki kısıtlamanın hukuki niteliğini öğrenme ve buna karşı kanuni başvuru yapma hakkının tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez.

Özellikle CMK m.128/A kapsamında askıya alma işleminin hesap sahibine bildirilmesi kanunda açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla banka tarafından uygulanan 48 saatlik CMK askısında hesap sahibinin bu işlemden haberdar edilmesi ve Cumhuriyet başsavcılığına kaldırma başvurusu yapabilmesi gerekir.

Şüpheli işlem bildirimleri açısından ayrıca önemli bir nokta vardır: MASAK’a şüpheli işlem bildirimi yapılmış olması, kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Yükümlüler belirli şüphe göstergelerinin oluşması hâlinde bildirim yapmakla yükümlüdür. MASAK Genel Tebliği’ne göre şüpheli işlemler için herhangi bir parasal alt sınır bulunmamaktadır ve birden fazla işlem birlikte değerlendirilerek de şüpheli işlem bildirimi yapılabilir.

Dolayısıyla “Bankam MASAK’a bildirim yaptıysa hakkımda kesin ceza davası açılır” şeklindeki düşünce doğru değildir. Şüpheli işlem bildirimi bir ihbar veya analiz mekanizmasıdır. Sonrasında gerçekten suç şüphesinin oluşup oluşmadığı, adli soruşturma açılıp açılmadığı ve tedbir uygulanıp uygulanmadığı ayrıca değerlendirilir.

Aynı şekilde savcılık soruşturması bulunması da kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez. Hesaplar para akış zincirinin tespit edilmesi amacıyla soruşturmaya dahil edilmiş olabilir. Özellikle dolandırıcılık vakalarında mağdurun parası birkaç dakika içerisinde çok sayıda hesaba bölünebildiği için, para zincirinde yer alan bütün hesaplar ilk aşamada teknik incelemeye konu olabilir.

Bu durumda hesap sahibinin en etkili savunması, paranın neden geldiğini ve neden çıktığını somut belgelerle açıklamaktır. “Tanımıyorum” denilen kişiden sürekli para alınmış olması veya açıklamasız yüksek tutarlı transferlerden sonra aynı tutarların saniyeler içinde başka hesaplara aktarılması soruşturma bakımından ciddi şüphe yaratabilir. Buna karşılık tek seferlik ticari satışın fatura, kargo ve yazışmalarla doğrulanması farklı bir tablo ortaya çıkarır.

Hesap sahibi hiçbir işlem yapmadan aylarca beklememelidir. Özellikle geçici askıya alma ile uzun süreli elkoymanın birbirine karıştırılması, hukuki başvurunun gecikmesine neden olabilir. Bir bankanın ilk gün uyguladığı güvenlik tedbiri sonradan savcılık kararına dönüşmüş olabilir; bu durumda bankaya tekrar tekrar dilekçe vermek sonuç doğurmaz. Artık başvurulması gereken merci adli makamdır.

Aynı şekilde soruşturma dosyasında elkoyma kaldırıldığı hâlde bankanın teknik sisteminde bloke devam ediyor olabilir. Bu durumda kararın bankaya ulaşıp ulaşmadığı kontrol edilmeli ve kaldırma kararı bankanın hukuk veya operasyon birimine iletilmelidir. Banka adli karar yürürlükte olduğu sürece kendiliğinden blokeyi kaldıramaz; ancak kaldırma kararı bankaya ulaştığında gereğini yerine getirmesi gerekir.

Hesabın yalnızca belirli tutarı kısıtlıysa diğer bakiyenin kullanılabilir olup olmadığı da kontrol edilmelidir. Uygulamada bazı hesaplarda şüpheli işlem miktarı kadar bloke uygulanırken, bazı işlemlerde teknik veya hukuki sebeplerle hesabın tamamı işlem yapamaz hâle gelebilir. Böyle bir durumda kısıtlamanın neden tüm bakiyeyi kapsadığı açıkça sorulmalıdır.

Bir diğer önemli konu ortak hesaplardır. Hesap iki kişinin ortak kullanımındaysa ve soruşturma yalnızca taraflardan biriyle ilgiliyse diğer hesap sahibinin hakları ayrıca değerlendirilmelidir. Hesaptaki paranın kime ait olduğu, ortak hesap sözleşmesinin niteliği ve para hareketlerinin kaynağı incelenmeden bütün bakiyenin tek kişiye aitmiş gibi değerlendirilmesi her zaman doğru olmayabilir.

Şirket hesaplarında da tüzel kişi ile şirket yöneticisinin şahsi malvarlığı birbirinden ayrılmalıdır. Şirket hesabına gelen paranın şirket ticari faaliyetiyle ilgisi bulunuyorsa faturalar, sözleşmeler ve muhasebe kayıtları önem kazanır. Bir şirket yöneticisinin kişisel şüpheli işlemi nedeniyle şirketin tüm hesaplarının kısıtlanması hâlinde kısıtlamanın hukuki kapsamı ayrıca tartışılabilir.

Hesaba bloke konulması kredi taksitlerini veya otomatik ödemeleri de etkileyebilir. Kısıtlama nedeniyle kredi kartı borcu, kredi taksiti, kira veya fatura ödemesi yapılamamışsa bu sonuçların belgelenmesi gerekir. Sonradan tedbirin hukuka aykırı olduğu ortaya çıkarsa doğan somut zararlar bakımından ayrıca değerlendirme yapılabilir.

Ancak banka hesabında bloke bulunması, kişinin bankaya olan kredi borçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Hesabın kullanılamaması ile kredi sözleşmesindeki ödeme yükümlülüğü ayrı hukuki ilişkilerdir. Bu nedenle önemli ödemeler için alternatif yöntemler araştırılmalı ve gecikmenin bloke nedeniyle meydana geldiği bankaya yazılı olarak bildirilmelidir.

Ceza soruşturmasında tedbirin kaldırılması talep edilirken yalnızca kişisel mağduriyet anlatılmamalıdır. “Kirayı ödeyemiyorum”, “iş yerim zarar görüyor” veya “hesabıma ihtiyacım var” önemli olmakla birlikte, asıl hukuki sorun tedbirin şartlarının mevcut olup olmadığıdır. Bu nedenle dilekçede suçla bağlantı bulunmadığı, para kaynağının meşru olduğu, şüpheli tutarın hangi işlemden doğduğu ve tedbirin neden ölçüsüz kaldığı belgelerle ortaya konulmalıdır.

Örneğin dava konusu 25.000 TL’lik tek bir transferse ve hesapta 500.000 TL maaş birikimi bulunuyorsa, belgelenmiş meşru bakiye bakımından kısıtlamanın kaldırılması veya daraltılması ayrıca talep edilebilir. Elbette tedbirin kapsamını belirleme yetkisi dosyanın özelliklerine göre adli makama aittir.

Sonuç olarak banka hesabına konulan “bloke” tek başına bir hukuki teşhis değildir. Hesabın kullanılamamasının arkasında bankanın güvenlik tedbiri, CMK m.128/A kapsamında 48 saatlik askıya alma, CMK kapsamında adli elkoyma, MASAK mevzuatındaki yedi iş günlük işlem ertelemesi, icra haczi veya kamu alacağına ilişkin e-haciz bulunabilir. Bu mekanizmaların her birinin kaldırılma yolu farklıdır.

Bu nedenle bankanın kendi koyduğu güvenlik kısıtlamasını yine banka kaldırabilirken, hâkim veya savcılık kaynaklı bir adli tedbiri banka şubesi kendiliğinden ortadan kaldıramaz. CMK m.128/A kapsamındaki geçici askıya almada ise banka ilk işlemi uygulayabilir, ancak hesap sahibi Cumhuriyet başsavcılığına başvurarak kaldırılmasını isteyebilir ve savcının 24 saat içinde karar vermesi gerekir. MASAK m.19/A kapsamındaki işlem ertelemesinde ise kanuni üst sınır yedi iş günüdür; ancak başka bir adli tedbir doğmuşsa kısıtlama daha uzun sürebilir.

Hesabınız bloke olduğunda yapılacak en büyük hata, kısıtlamanın türünü öğrenmeden rastgele başvurular yapmaktır. Önce bankadan hukuki dayanağı, karar veren makamı, dosya numarasını, kısıtlanan tutarı ve karar tarihini yazılı olarak öğrenin. Ardından para hareketlerinin meşru kaynağını gösteren belgeleri hazırlayın. Çünkü hesap blokesi dosyalarında sonucu belirleyen en önemli şey, “Bu para benim” demekten çok, paranın nereden geldiğini, neden geldiğini ve neden suçla ilgisi bulunmadığını kayıtlarla gösterebilmektir.

🔍 Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hukuki sorularınızın yanıtlarını aramak için aşağıdaki formu kullanın

Popüler Arama Konuları

En çok aranan hukuki konularımıza göz atın: