Adınıza Sahte Senet Düzenlendi: İmza Size Ait Değilse Borcu Ödemek Zorunda mısınız?
Bir gün e-Devlet veya UYAP üzerinden hakkınızda icra takibi başlatıldığını gördünüz. Dosyayı açtığınızda alacaklının elinde sizin adınıza düzenlenmiş bir bono bulunduğunu fark ettiniz. Senette isim ve T.C. kimlik bilgileriniz var, hatta imza da size benzetilmeye çalışılmış; fakat siz böyle bir senet imzalamadınız, borç ilişkisini hiç kabul etmediniz ve alacaklıyı belki hayatınızda hiç görmediniz. Peki sırf senedin üzerinde adınız yazıyor diye borcu ödemek zorunda mısınız, imza size ait değilse ne yapmalısınız, icra takibi kendiliğinden durur mu, imza incelemesi nasıl yapılır ve sahte senedi düzenleyen kişi ayrıca ceza alır mı?
İlk olarak şu temel kuralı netleştirmek gerekir: Bir kişinin sahte imzayla borçlu gösterilmiş olması, o borcu hukuken gerçek hâle getirmez. Kambiyo senedindeki imza gerçekten size ait değilse, senetten doğan borç bakımından sorumluluğunuz doğmaz. Ancak bu sonuç, hiçbir işlem yapmadan kendiliğinden ortaya çıkmaz. Özellikle hakkınızda kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatılmışsa, kanundaki çok kısa süreler içinde harekete geçmeniz gerekir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 168. maddesine göre bono, çek veya poliçeye dayanan kambiyo takibinde borçluya ödeme emri gönderilir. Borçlu, takip dayanağı kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığını düşünüyorsa bunu ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde açıkça icra mahkemesine bildirmek zorundadır. Aynı maddede, borca ve yetkiye ilişkin itirazların da beş günlük süre içinde ileri sürülmesi gerektiği düzenlenmektedir.
Bu beş günlük süre son derece önemlidir. Çünkü kambiyo takibi, normal ilamsız icra takibine göre çok daha sert ve hızlı bir takip yoludur. “Bu imza zaten benim değil, ileride açıklarım” şeklinde beklemek, icra takibi bakımından ciddi hak kaybına yol açabilir. Kambiyo senedindeki imza açıkça inkâr edilmez ve süresinde icra mahkemesine başvurulmazsa, İİK m.168 sistemi içinde imzanın takip bakımından borçludan sadır olduğu kabul edilebilir.
Burada en sık yapılan hata, itirazın icra müdürlüğüne yapılmasıdır. Kambiyo senedindeki imzaya itiraz, icra dairesine değil icra mahkemesine yapılır. Yargıtay da kambiyo senetlerine özgü haciz yolunda borca ve imzaya itirazların icra mahkemesine yöneltilmesi gerektiğini açık biçimde kabul etmektedir.
Peki imzaya itiraz ettiğiniz anda bütün icra işlemleri otomatik olarak durur mu?
Hayır. İİK m.170’e göre imzaya itiraz, kural olarak satış dışındaki icra takip işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. Ancak icra mahkemesi, itirazı ciddi görürse daha duruşma yapılmadan dosya üzerinden geçici durdurma kararı verebilir. Mahkeme inceleme sonunda imzanın borçluya ait olmadığı kanaatine varırsa imzaya itirazın kabulüne karar verir ve takip borçlu yönünden durur.
Bu nedenle imza size ait değilse dilekçede yalnızca “imzayı kabul etmiyorum” demekle yetinmek yerine, mümkünse mevcut mukayese imzalarınızı, eski noter belgelerinizi, banka imza kartonlarınızı, resmi sözleşmeleri ve tarih itibarıyla size ait olduğu tartışmasız belgeleri de sunmak önemlidir. Mahkeme bu belgeler üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırabilir.
İmza incelemesinin nasıl yapıldığı da önemlidir. Bilirkişi yalnızca bugün mahkeme huzurunda attığınız birkaç imzaya bakarak karar vermemelidir. Uyuşmazlık konusu senedin düzenlendiği döneme yakın tarihlerde kullandığınız gerçek imzalar çok daha değerlidir. Çünkü insanların imzası yıllar içinde değişebilir. Bu nedenle noter sözleşmeleri, banka hesap açılış belgeleri, tapu işlemleri, eski vekâletnameler, resmi başvurular ve başka güvenilir belgeler mukayese imzası olarak kullanılabilir.
Örneğin senedin düzenleme tarihi 2022 ise, 2022 yılına yakın noter belgeleri ve banka evrakları; 2026 yılında mahkeme huzurunda attığınız imzalardan daha güçlü karşılaştırma materyali olabilir.
Yargıtay uygulamasında da imza incelemesinin denetime elverişli, karşılaştırmalı ve bilimsel yöntemle yapılması aranır. Bonolardaki imzaların mağdura ait olmadığının bilirkişi raporlarıyla tespit edildiği sahtecilik dosyalarında bu raporlar hem icra hukuku hem ceza hukuku bakımından kritik delil oluşturmaktadır.
Ancak burada önemli bir hukuki ayrım vardır: İcra mahkemesinde yapılan imzaya itiraz ile genel mahkemede açılan menfi tespit davası aynı şey değildir.
İcra mahkemesindeki imzaya itiraz, kambiyo takibinin devam edip etmeyeceğine ilişkin özel ve hızlı bir icra hukuku yoludur. Menfi tespit davası ise İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine dayanır ve kişinin takip konusu borçtan gerçekten sorumlu olmadığının genel hükümlere göre tespitini amaçlar. Yargıtay’ın iş bölümü kararlarında da İİK m.72’ye dayalı menfi tespit davaları ayrı bir dava türü olarak kabul edilmektedir.
Bu nedenle beş günlük imzaya itiraz süresini kaçıran kişinin hiçbir hukuki hakkı kalmadığını söylemek doğru değildir. Süre kaçmış olsa bile somut olayın şartlarına göre menfi tespit davası açılarak borçlu olunmadığının tespiti istenebilir. Ancak burada kambiyo takibinin icra mahkemesi önünde kısa sürede durdurulması avantajı kaybedilmiş olabilir. Bu yüzden “Nasıl olsa sonra menfi tespit açarım” diyerek beş günlük süreyi bilerek kaçırmak doğru değildir.
Menfi tespit davasında davacı, sahte senedin kendisine ait olmadığını, gerçek bir borç ilişkisinin bulunmadığını ve imzanın sahte olduğunu ileri sürebilir. Mahkeme senet aslını inceletebilir, imza bilirkişisi görevlendirebilir ve tarafların borç ilişkisinin gerçekten bulunup bulunmadığını araştırabilir.
Eğer sahte senede dayanılarak icra takibi tamamlanmış ve siz ödeme yapmak zorunda kalmışsanız, bu kez İİK m.72 sistemi içinde istirdat yani geri alma talebi gündeme gelebilir. Burada artık yalnızca “borçlu değilim” denilmez; haksız biçimde ödenmiş paranın geri verilmesi de talep edilir.
Yakın tarihli mahkeme kararlarında da sahte senede dayalı icra takibinde menfi tespit ve tazminat taleplerinin birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 3 Mart 2026 tarihli bir kararında, takibe konu senedin sahte olduğunun ve sahteciliğe ilişkin kesinleşmiş mahkûmiyet bulunduğunun belirlenmesi üzerine borçlu olunmadığının tespitine ve şartları oluşan tazminat taleplerine karar verilmiştir.
Peki senetteki imza size ait değilse alacaklı “Ben senedi başkasından aldım, sahte olduğunu bilmiyordum” diyebilir mi?
Bu durum icra ve kambiyo hukuku bakımından ayrıca değerlendirilir. Kambiyo senetleri tedavül kabiliyeti olan belgelerdir ve iyi niyetli hamiller bakımından bazı özel korumalar bulunabilir. Ancak sahte imza, gerçek imza gibi borç doğuran bir irade beyanı değildir. İmzası sahte olan kişi bakımından sırf senedin üçüncü kişiye devredilmiş olması gerçek bir kambiyo borcu yaratmaz. Buna karşılık senedi elinde bulunduran kişinin diğer sorumlulara veya senedi kendisine devreden kişiye karşı hakları ayrıca gündeme gelebilir.
Bu yüzden “Alacaklı iyi niyetliymiş, o hâlde ben öderim” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Sahte imza sahibini borçlu yapmaz.
Ancak senedin üzerindeki her imza iddiası aynı değildir. Bazen kişi “İmza benim ama senedin içeriği sonradan dolduruldu” diyebilir. Bazen “Boş senet imzaladım ama 50.000 TL yerine 500.000 TL yazılmış” iddiası ileri sürülür. Bazen de “İmza bana ait değil” denir. Bu üç savunmanın hukuki niteliği aynı değildir.
İmza tamamen size ait değilse klasik anlamda imzaya itiraz söz konusudur. İmza size ait ancak senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu ileri sürülüyorsa bu kez borca itiraz, açığa imza ve senedin düzenlenme koşulları tartışılır. Bu nedenle daha dilekçe hazırlanırken savunmanın doğru nitelendirilmesi gerekir.
Bir başka önemli ayrım da takip dayanağı belgenin gerçekten kambiyo senedi vasfına sahip olup olmadığıdır. Bono, poliçe veya çekin kanunda aranan zorunlu unsurları yoksa, belge kambiyo senedi niteliğini taşımayabilir. Yargıtay, senette “bono” veya “emre yazılı senet” ibaresi gibi zorunlu unsurların bulunmaması hâlinde kambiyo takibinin yapılamayacağını ve İİK m.170/a kapsamında takibin iptal edilebileceğini kabul etmektedir.
Bu nedenle sahte senet dosyasında yalnızca imzaya bakılmaz. Senedin kambiyo vasfını taşıyıp taşımadığı, vadesi, düzenleme yeri, bedeli, lehtar bilgileri ve diğer zorunlu unsurlar da incelenmelidir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 9 Mart 2026 tarihli, E.2025/9193, K.2026/1633 sayılı kararında da imzaya itirazın kabulü hâlinde mahkemenin doğrudan “takibin iptali” değil, İİK m.170/3 uyarınca takibin durdurulmasına karar vermesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu teknik ayrım önemlidir; çünkü imzanın sahte olduğuna ilişkin icra mahkemesi kararı ile genel mahkemede borç ilişkisinin tüm yönleriyle değerlendirilmesi aynı hukuki sonuç değildir.
Peki sahte senedi düzenleyen veya kullanan kişinin ceza sorumluluğu nedir?
Burada belgenin hukuki niteliği belirleyicidir. Türk Ceza Kanunu’nda bazı özel belgeler, sahtecilik suçu bakımından resmî belge gibi korunmaktadır. Yargıtay’ın sahtecilik içtihatlarında TCK m.210/1 uyarınca kambiyo senetleri, tahvil ve benzeri bazı belgeler bakımından resmî belgede sahtecilik hükümlerinin uygulanabileceği açıkça belirtilmektedir. Ancak senet kanuni unsurları eksik olduğu için kambiyo senedi niteliğini taşımıyorsa özel belge sayılması mümkündür.
Yani gerçek anlamda bono vasfını taşıyan sahte bir senet, ceza hukuku bakımından sıradan bir özel belge gibi değerlendirilmeyebilir. Yargıtay’ın 2023 tarihli bir kararında da bono “resmî belge niteliğindeki bono” olarak ifade edilmiş ve sahte imzalı bono bakımından resmî belgede sahtecilik hükümleri değerlendirilmiştir.
Sahte senedin yalnızca hazırlanması değil, kullanılması da önemlidir. Sahte belge icra takibine konulmuş, bankaya sunulmuş, mahkemede delil olarak kullanılmış veya kredi teminatı yapılmış olabilir. TCK m.212’ye göre sahte resmî veya özel belgenin başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde hem sahtecilik hem de ilgili suç bakımından ayrı ayrı ceza verilmesi mümkündür.
Örneğin kişi sizin imzanızı taklit ederek 500.000 TL’lik sahte bono düzenlemiş ve daha sonra bu senedi icra takibine koyarak sizden para almaya çalışmışsa yalnızca sahtecilik değil, olayın özelliklerine göre dolandırıcılık hükümleri de gündeme gelebilir. Yargıtay’ın sahte bonoların kredi veya tahsil amacıyla kullanıldığı dosyalarda sahtecilik ile dolandırıcılık suçlarını birlikte değerlendirdiği görülmektedir.
Bu nedenle imzanızın sahte olduğunu fark ettiğinizde yalnızca icra mahkemesine itiraz etmekle yetinmek her zaman yeterli değildir. Aynı zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması da değerlendirilmelidir.
Suç duyurusunda mümkün olduğunca senedin aslına veya en azından icra dosyasındaki örneğine ilişkin bilgi verilmelidir. İcra dosya numarası, senedin bedeli, düzenleme tarihi, alacaklı ve varsa cirantalar belirtilmeli; imzanın size ait olmadığı açıkça söylenmelidir. Elinizde bulunan gerçek imza örnekleri de dilekçeye eklenebilir.
Senet aslının korunması son derece önemlidir. Fotokopi üzerinden yapılan imza incelemesi her zaman sağlıklı sonuç vermez. Mürekkep baskısı, kalem hareketi, çizgi başlangıcı, baskı yoğunluğu ve taklit izleri gibi birçok unsur orijinal belge üzerinden daha sağlıklı incelenebilir. Bu nedenle icra veya ceza dosyasındaki senet aslının kaybolmaması ve bilirkişi incelemesine sunulması önemlidir.
Özellikle sahte senedin banka veya faktoring şirketine verilmiş olduğu dosyalarda belge zinciri araştırılmalıdır. Senedi ilk kim düzenledi, kime teslim etti, kim ciro etti, hangi tarihte bankaya verildi, hangi borç ilişkisine dayandırıldı? Bu zincir sahtecilik kastının ve olası diğer faillerin belirlenmesinde önem taşır.
Sahte senetle birlikte sahte kimlik veya vekâletname kullanılmışsa olay daha geniş bir sahtecilik dosyasına dönüşebilir. Bir kişinin sizin kimlik bilgilerinizi kullanarak şirket adına işlem yapması, banka hesabı açması veya kredi kullanması hâlinde ayrıca kimlik ve belge suçları ile dolandırıcılık suçları gündeme gelebilir.
“İmza bana ait değil ama isim ve adres benim, bunu nereden bulmuşlar?” sorusu da sık sorulur. Kişisel bilgilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirilmesi ayrı bir suç değerlendirmesi gerektirebilir. Ancak sahte senet dosyasında öncelikle icra takibinin durdurulması ve senedin sahteliğinin ispatı hedeflenmelidir.
Peki sahte senet nedeniyle banka hesaplarınıza veya aracınıza haciz konmuşsa ne olur?
İmzaya itirazın kendisi satış dışında takip işlemlerini otomatik durdurmadığı için, icra mahkemesinden geçici durdurma kararı talep edilmesi önemlidir. Mahkeme itirazı ciddi görürse dosya üzerinden geçici durdurma kararı verebilir.
Bu aşamada mevcut hacizlerin durumu, dosyanın hangi safhada olduğu ve satış işlemlerinin başlayıp başlamadığı ayrıca incelenmelidir. Özellikle araç veya taşınmaz haczi varsa ve satış aşamasına geçilmişse zaman kaybetmeden işlem yapılmalıdır.
Senet nedeniyle maaş haczi uygulanmışsa da aynı mantık geçerlidir. “İmza benim değil” savunması haklı olabilir ancak icra dosyasındaki hukuki işlem kendiliğinden yok olmaz. Mahkeme kararının dosyaya işlenmesi gerekir.
Bir diğer önemli konu ihtiyati tedbirdir. Menfi tespit davasında takibin durdurulmasına ilişkin tedbir koşulları İİK m.72 çerçevesinde ayrıca değerlendirilir. İcra takibi başlamadan önce ve başladıktan sonra tedbir rejimi aynı değildir. Bu nedenle menfi tespit davası açılırken “takip otomatik olarak durur” şeklinde yanlış bir varsayımla hareket edilmemelidir.
İcra takibi başladıktan sonra açılan menfi tespit davası tek başına takibi durdurmaz. Bu nedenle dosyanın hangi aşamada olduğu ve hangi teminat/talep mekanizmasının kullanılabileceği ayrıca incelenmelidir.
Borcun sahte senede dayanması, alacaklı lehine başlamış bütün işlemleri kendiliğinden yok etmediği için hızlı hareket etmek önemlidir.
Peki beş günlük süre ne zaman başlar?
Süre ödeme emrinin usulüne uygun tebliğiyle başlar. Bu nedenle kişi bazen UYAP’ta dosyayı önceden görmüş olsa bile hukuki süre hesabında tebliğ tarihi önem taşır. Ancak “Nasıl olsa bana henüz tebliğ edilmedi” diyerek beklemek de riskli olabilir. Tebligatın usulsüz olup olmadığı, elektronik tebligat kullanılıp kullanılmadığı ve hangi tarihte tebliğ edilmiş sayıldığı ayrıca kontrol edilmelidir.
Özellikle UETS yani elektronik tebligat hesabı bulunan kişiler bakımından tebliğ tarihi fiziksel posta kutusundan farklı hesaplanabilir. Bu nedenle icra dosyasında tebliğ mazbatası ve UETS kayıtları mutlaka görülmelidir.
Süre hesabında hafta sonu ve resmî tatil hükümleri ayrıca uygulanır; ancak beş günlük kısa süre nedeniyle dosya görülür görülmez hareket etmek en güvenli yöntemdir.
Senedi hiç görmeden ödeme yapmak da ciddi hata olabilir. Takip dosyasındaki senet örneği mutlaka incelenmelidir. İmza gerçekten size mi benziyor, senet hangi tarihte düzenlenmiş, lehtar kim, borç ilişkisi ne olarak gösterilmiş? Bu bilgiler ceza şikâyeti ve hukuk davası stratejisini belirler.
Bazen kişi senetteki imzanın tamamen farklı olduğunu fark eder. Bazen ise imza çok iyi taklit edilmiştir. Taklidin başarılı olması hukuki durumu değiştirmez; önemli olan imzanın gerçekten sizin el ürünü olup olmadığıdır.
Bu noktada “grafoloji” ifadesi halk arasında sık kullanılsa da mahkemelerde yapılan işlem daha geniş anlamda adli belge ve imza incelemesidir. İnceleme yalnızca harf benzerliğine bakmaz; çizgi yönü, kalem kaldırma hareketi, başlangıç-bitiş noktaları, ritim, baskı, hız ve doğal varyasyonlar birlikte değerlendirilir.
İmzayı taklit eden kişi sizin eski imzanızdan örnek almış olabilir. Yargıtay dosyalarında da mağdurun imzasının model alınarak takliden atılmış olabileceğine ilişkin bilirkişi tespitleri bulunmaktadır.
Bu yüzden “İmza çok benziyor, mahkemede kaybederim” diye düşünülmemelidir. Taklit imzalar çoğu zaman teknik incelemede doğal imzadan ayrılabilir.
Bir diğer mesele, borçlunun senetteki imzayı başta kabul edip daha sonra inkâr etmesidir. İİK m.170/a sisteminde imza inkârının geri alınması veya borcun kısmen ya da tamamen kabul edilmesi bazı itiraz imkanlarını etkileyebilir. Yargıtay da borçlunun imza inkârını geri alması veya borcu kabul etmesi hâlinde kambiyo vasfına ilişkin re’sen incelemenin dahi sınırlanabileceğini belirtmektedir.
Bu nedenle daha dosyayı incelemeden “Evet, borcun bir kısmını biliyorum ama imza benim değil” gibi gelişigüzel beyanlar verilmemelidir. Çünkü yapılan kabulün kapsamı ileride tartışma yaratabilir.
Aynı şekilde alacaklıyla telefonla pazarlık yaparken “Borç aslında 100.000 TL ama senette 500.000 yazmışsınız” demek, sonradan borcun varlığının kabulü şeklinde yorumlanabilecek riskler yaratabilir. Önce belge ve dosya incelenmeli, sonra hukuki strateji belirlenmelidir.
Sahte senetle karşılaşan kişinin yapması gereken en önemli işlerden biri de kendi gerçek imza örneklerini hızlıca toplamaktır. Senedin düzenleme tarihine yakın banka sözleşmeleri, noter vekâletnameleri, tapu işlem belgeleri, iş sözleşmeleri veya resmi kurum evrakları bulunabilir.
Bu belgelerin asılları veya kurumdan getirilecek doğrulanmış örnekleri bilirkişi açısından çok daha değerlidir.
Sahte senedi düzenleyen kişinin sizin imzanızı taklit ettiği kabul edilirse, ceza yargılamasında belgenin aldatma kabiliyeti de ayrıca incelenir. Yargıtay, sahtecilik suçlarında belgenin aldatıcılık niteliğinin mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Başka bir ifadeyle çok kaba biçimde hazırlanmış, ilk bakışta sahte olduğu anlaşılabilen bir belge ile gerçek senet görünümü veren belge ceza hukuku bakımından aynı şekilde değerlendirilmeyebilir. Ancak icra takibinin gerçekten başlatılmış olması, belgenin fiilen kullanıldığını gösterebilir.
Senet kambiyo vasfını taşımıyorsa ceza hukuku yönünden de niteliği değişebilir. Yargıtay’ın açıkladığı üzere, bono veya çekin yasal unsurları eksikse belge TCK m.210 kapsamında resmî belge gibi korunmayabilir ve özel belge olarak değerlendirilmesi gerekebilir.
Bu nedenle “Her sahte senet resmi belgede sahteciliktir” demek de hatalıdır. Önce belgenin gerçekten kambiyo senedi niteliğinde olup olmadığı incelenmelidir.
Ceza davasında sahtecilik ile dolandırıcılık da otomatik olarak aynı şey değildir. Dolandırıcılık için hileli davranış, mağdurun veya ilgili kişinin aldatılması ve haksız menfaat gibi unsurlar ayrıca aranır. Ancak sahte senet icra takibi veya kredi işlemi için kullanıldığında bu suçların birlikte gündeme gelme ihtimali oldukça yüksektir. Yargıtay’ın 2025 tarihli kararlarında da sahte bonoların kredi ilişkisinde kullanılması nedeniyle resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının birlikte değerlendirildiği görülmektedir.
Sahte senet mağduru bakımından tazminat imkânı da bulunabilir. Kötü niyetli olarak sahte senetle icra takibi başlatılmışsa ve borçlu olunmadığı ortaya çıkarsa, İİK m.72 çerçevesinde kötü niyet tazminatı ve somut zarara ilişkin talepler gündeme gelebilir. Yakın tarihli sahte senet menfi tespit kararlarında mahkemelerin kötü niyetli takip nedeniyle tazminata hükmettiği örnekler bulunmaktadır.
Örneğin sahte senet nedeniyle banka hesabınız bloke edilmiş, ticari faaliyetiniz durmuş veya taşınmazınızı satamamışsanız ortaya çıkan somut zararlar ayrıca değerlendirilebilir.
Ancak tazminat otomatik değildir. Alacaklının gerçekten kötü niyetli olup olmadığı, senedin sahte olduğunu bilip bilmediği ve takipteki kusuru ayrıca incelenir.
Sahte senet başkasının eline ciro edilmişse, senedi ilk düzenleyen kişiyle son hamilin durumu aynı olmayabilir. Bu nedenle ceza ve tazminat sorumluluğu her kişi bakımından ayrı ayrı belirlenmelidir.
Bir başka önemli nokta, senedin “teminat senedi” olduğu savunmasıdır. Eğer kişi imzayı kabul ediyor ancak senedin bir sözleşmenin teminatı olarak verildiğini söylüyorsa artık sahtelik değil, senedin hangi koşullarda tahsil edilebileceği tartışılır. Bu konu imzaya itirazdan farklı bir hukuki savunmadır.
Aynı şekilde işverenin işe giriş sırasında boş senet imzalatması, kiraya verenin depozito yerine senet alması veya ticari ilişkide açık senet verilmesi de ayrı hukuki sorunlardır. Bu makalenin temel konusu ise imzanın baştan itibaren size ait olmadığı sahte senet durumudur.
Ödeme emri geldiğinde panikleyip borcu ödemek en büyük hatalardan biri olabilir. Çünkü daha sonra “İmza benim değildi” demekle ödediğiniz parayı otomatik geri alamazsınız; ayrıca ödeme bazı durumlarda borcun kabulü tartışmasını doğurabilir. Önce hukuki durum değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde ödeme emrini yok saymak da son derece risklidir. Kambiyo takibinde beş günlük itiraz süresi çok kısadır ve icra işlemleri hızlı ilerleyebilir.
Bu nedenle sahte senet dosyasında ideal hareket planı şöyledir: ödeme emrinin tebliğ tarihini belirlemek, dosyadaki senet örneğini görmek, beş günlük süre içinde imzaya itiraz etmek, mümkünse takip işlemlerinin geçici durdurulmasını talep etmek, senet aslının bilirkişi incelemesine sunulmasını sağlamak ve sahtecilik şüphesi varsa savcılık sürecini aynı anda başlatmak.
Gerekirse menfi tespit davası da ayrıca değerlendirilir.
Sonuç olarak adınıza düzenlenen bir senetteki imza size ait değilse, sırf senedin üzerinde adınız yazıyor diye borcu ödemek zorunda değilsiniz. Ancak kambiyo senedine dayalı icra takibinde kanunun verdiği süre çok kısadır. İİK m.168 uyarınca imzaya itirazın ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine yapılması gerekir.
İmzaya itiraz kendiliğinden bütün icra işlemlerini durdurmaz; mahkeme ciddi bulursa geçici durdurma kararı verebilir ve bilirkişi incelemesi sonunda imzanın size ait olmadığı anlaşılırsa takip sizin yönünüzden durur.
Beş günlük sürenin kaçırılmış olması ise gerçek olmayan borcu gerçek hâle getirmez; fakat icra hukuku bakımından avantaj kaybı doğurur ve menfi tespit gibi genel dava yollarının ayrıca kullanılması gerekebilir.
Ceza hukuku bakımından da gerçek kambiyo senedi vasfındaki sahte bono, TCK m.210 nedeniyle resmî belge gibi korunabilir; sahte senedin icra, banka veya başka işlemde kullanılması ise olayın özelliklerine göre sahtecilik yanında dolandırıcılık suçlarını da gündeme getirebilir.
Bu nedenle sahte senet dosyasında en tehlikeli iki davranış “Nasıl olsa imza benim değil, bir şey olmaz” diyerek süreyi geçirmek ve “İcra büyümesin” diye borcu hemen ödemektir. Doğru yöntem, imzayı zamanında ve açıkça inkâr etmek, senedin aslını inceletmek ve gerçek imza örnekleriyle teknik olarak sahteciliği ortaya koymaktır.

